 |
 |
 |
 |
|
14 Mart 2008 - Fincanın İçindekiler |
|

Editör'den : Uyarılar anlayana!.. |
Merhabalar,
Bugün epeydir hasret kaldığımız bir toplu eyleme tanık olacağız. Her ne kadar büyüklerimiz tarafından yalancı damgası yeseler de, işçilerimiz, özellikle bayramlarını uyarı eylemi ile kutlayacak sağlık çalışanlarımız, güdülmekten hoşlanmadığımızı yöneticilerimize göstermek için bir dizi eylemde bulunacaklar bugün. Kısa bir süre için belki sıkıntı çekeceğiz ama bu eylemlerin yediden yetmişe herkesi yakından ilgilendirdiğini aklımızdan çıkarmadan serzenişleri önlemeliyiz. Bunca çizilen güllük gülistanlık tabloya rağmen ayaklanan bu insanları yermek yerine dediklerine kulak vermek zamanı şimdi. Sosyal güvenlik yasası diye dayatılan yasanın gerçek marangozların elinde sallanmayan sağlam bir masa olmasını istiyorsak, bu seslere kulak vermeli, destek olmalıyız.
Sağlık sektöründe çalışan herkesin 14 Mart Tıp Bayramını kutluyor, işçi ve emkçilerimizin haklı eylemlerinde mesajlarının yerine ulaşmasını canı gönülden diliyorum. Hoşçakalın.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...
Cem Özbatur
|
 |
Deniz Fenerinin Güncesi : Seyfullah Çalışkan TARZAN KEMAL |
|
Çizgi film kahramanı Tarzan, kararlı ve bilgiç bir tavırla yüzünü dönerek "Senin adın Tarzan, benim adım da Tarzan. Bu böyle olmaz dostum. Bundan sonra senin adın Tarzan Kemal olsun" der miydi? Tahmin etmek o kadar kolay da değil. Tarzan Kemal'le gerçekten karşılaşsa belki de ormanları terk eder haksız ününden utanırdı. Bütün tanınmışlığına rağmen sonuçta o bir sanatçının çizgilerinden ibaret. Yani sizin anlayacağınız altı üstü bir kağıt bebek. Bütün orman etinden sütüne kadar onun emrinde. Bir eli yağda diğeri balda. Beyimize düşen ise ayda yılda kurgulanmış bir kahramanlık. Onun yaşadığı ormanlara hiç kış gelmiyor. Bir parça aslan derisi örtse edep yerini yeter de artar bile. Beyimizin tropikal ormanda bin bir çeşit meyve yemekten canı mı sıkıldı. Kolayı var. Amerika'nın en kalabalık kentlerinden birine gidilir. Sarışın bir afetin uçak yolculuğu tam bu ormanın üstünde sona erdirilir. Kaza bu geliyorum demez. Üstelik bu kazada tek sağ kalan da o olmalıdır. İlahi takdir elden ne gelir? Ceyn artık uçakla yolculuk yapmasın ne çıkar? Tarzan'ın hızlı tren gibi saatte üç yüz kilometre hıza ulaşabilen sarmaşıkları var. Hepsi yerli yerinde, şaşmaz bir düzenle bağlanmış binlerce sarmaşık.
Bizimki dünyaca ünlü falan değil. Kimden mi söz ediyorum. Siz de çok cahil kalmışsınız. Kendi yurdunuzun yaşayan efsanelerini bile tanımıyorsunuz. Sözünü ettiğim Sinop Tarzan'ı Kemal Abi. Tarzan Kemal da kim? Buyur burdan yak. Benden bir sokak aşağıda oturur. Ahşap iki katlı bahçe içinde eski bir evde. Bakkal Ali'nin hemen üstünde. Öyle kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadığına bakmayın. Bu kentin bütün sokaklarından, bütün ağaçlarından, bütün çiçeklerinden sorumludur.
Anladım sanıyorsunuz ama anlamadığınızı gözlerinizden okuyorum. Tarzan Kemal'ı ilk kez 1982 yılında gördüm. Şimdiki Sinop Limanının gümrük kapısının yanında küçük bir kumsal vardı. O kumsalda gördüm. Elindeki kavak fidanlarını o kumsala dikmeye çalışıyordu. Üstünde sadece kısa bir şort vardı. Kumsala dikilen kavak fidanları şimdi büyük ağaç olmadılar. Ama O hala bu kentin her sokağına ağaç dikmeye, bütün parklarına, bahçelerine canı pahasına bakmaya devam ediyor. Sinop Tarzan Kemal'in sadece şortla gezmesine yıllar önce alışmış. Bu kente yeni gelenler için ise hep şaşırtıcı olma özelliğini koruyor.
Park, ağaç, çiçek dedim ya. Ben izin vermeden aklınızdaki bir soruya yanıt buluyorsunuz. Acele ettiğinizi, yanıldığınızı söylemekten başka çarem yok. Tarzan Kemal belediyede falan çalışmıyor. Hayvanları sevmeyi, ağaçları ve çiçekleri, bu kenti sevmeyi yaşam ile arasındaki en büyük bağ, amaç edinmiş. Kimseden ne beş kuruş para alıyor ne de istiyor. Söylentinin bini bir para. Hakkında her sokakta bir öykü anlatılır. En yaygın olanı en klasik öyküdür. Üniversiteyi bitirdiği yıllarda bir kız sevmiş. Kızın ailesi bu evliliğe izin vermeyince mutlu sona ulaşmak ahirete kalmış. Kara sevdaya tutulmuş, aklın yitirmiş diyeni çok. O gün bu gündür böyle yaşarmış. Yani sizin anlayacağınız Tarzan Kemal resmen deli. Ben de O'nun deli olduğuna katılıyorum. Benim gibi yaşamadığı için, benim ölçülerime uymadığı için, devlet kapısına kapağı atıp bir ev, bir araba, bir eş ve iki çocuk planlamadığı için, taksitlerle yaşamadığı için deli. Aslında daha söyleyeceğim çok şey var ama bu kadarı yeter.
Lokantalardan topladığı yiyeceklerle hem kendi karnını, hem de sokak hayvanlarını doyurur. Sokaklarda rastladığınızda yanında hep üç-dört köpeği vardır. Sırtında küfesi, kucağında davulu yada akordeonu. Küfesinde günün mana ve önemine en uygun slogan yazılıdır. Davul gündüz, akordeon ise gece sokaklardan geçerken çalınır. Davul gündüz sokakları ve insanları uyarmaya (yazılı slogan çerçevesinde) akordeon ise gece daha uygundur. Sloganlar ise hep çevre temizliği, denizler, hep doğa ve hayvanlarla ilgilidir. Burada düzenlenen panayır ve mahalli güreşlerde kuzu çevirmek, kebap yemek vazgeçilmez bir alışkanlıktır. Tarzan Kemal, mutlaka oraya önceden gitmiş "Kuzu bebektir, yenilmez" sloganını yazmıştır. Mutlaka görürsünüz. Eğer O'nun gözü önünde bir ağaç fidanını kırmıyorsanız, bir kediyi taşlamıyorsanız yada çiçekleri koparmıyorsanız sorun yoktur. Sigara içerek dolaştığınız için "sende mi iki ayaklı fabrika bacası oldun" deyip geçer. Sigara izmaritini yere atarsanız iş değişir. Mutlaka izmariti yerden almanızı isteyecektir. Çiçekleri koparıyorsanız yüksek desibelli bir azar sizi bekliyor. Sakın aklınızda çıkarmayın.
Bir mahalli dergide okumuştum. Yazar neden çıplak gezdiğini sormuş. "Benim güneşe saygım var, doğaya saygım var. Ondan gizlenmeden, korunmadan, barışık yaşamak istiyorum" diyor. Sıra dışı olmak, yada dikkat çekmek gibi bir sorunu olmadığına ben de katılıyorum.
Tarzan Kemal ile benim ve diğer ortalama insanlar arasında önemli bir fark var. Ben yaşadığım kentte gördüğüm olumsuzlukları gördüğüm yerde bırakıyorum. O ise gerekirse valiye, belediye başkanına gidiyor. Geçenlerde ilköğretim çağında çocukları sigara içerken görmüş. Onları uyarmış, okula gidip öğretmenleriyle konuşmuş. Çocuklar gidip evinin camlarını kırmışlar. Polise şikayet etmiş, Milli Eğitim Müdürlüğüne gitmiş. Polisler deli diye şikayeti ile ilgilenmemişler. Oysa bir delinin bile evine zarar verilmesini engellemek polisin görevi. Mülkiyet, hakkı, barınma hakkı. Yoldan geçerken karşılaştık, benimle dertleşti. Kendisine hak vermekten başka yapacak bir şey bulamadım.
Tarzan Kemal sen delisin. Bu senin suçun da değil. Diogenes ölürken sana kutsal bir miras bırakmış. İçinde yaşamak için bir küp, gündüz bile insanlığı aramak için bir fener, bilgece bir çilekeşlik ve duyarlılık. Kemal Abi sen delisin. Bu kenti ve sokakları hepimizden çok seviyorsun. Kemal Abi sen delisin. Bütün kolaycılığımızı ve hazırcılığımızı dalgaya alıyorsun. Çok derinlerdeki sefaletimize dokunuyorsun. Deli olmak içimizde en insan olana yakıştığı için. Abi itiraz etme, sen delisin.
Bu yazı arkadaşım Pervin ULDAĞ'ın Sinop'ta yaşadığı eski günlerin anısına yazılmıştır.
Not: Tarzan kemal 2006 yılında hayata gözlerini yumdu. Sinop'un başı sağolsun
Seyfullah seyfullah@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          3 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
|
Kahveci : Hamdi Topçuoğlu |
GÖRMEYEN BİR ÇİFT GÖZÜN GÖSTERDİKLERİ
Televizyon izlemede eşin dostun söylediğine göre gereğinden fazla seçiciymişim. Ne yapayım, silahlı adamların cirit attığı diziler, kerameti kendinden menkul akıl hocalarının ahkâm kesmeleri bana göre değil. Hele Menemen bardağı gibi dizilen anlı şanlı sanatçıların ağız dalaşlarını dinlemeye ayıracak hiç zamanım olamaz.
Evren yarışacakmış.
Evren kim?
Görme engelli bir genç.
Olabilir, diyorum kuzene. Dünyada o kadar çok engelli var ki? Hele hele sosyal engelliliğin bedensel ve zihinsel engelliliği fersah fersah geçtiği bir dünyada bedensel engelli gencin özelliği ne ola ki?
Yarışma sırasında engelliler için bir yardım kampanyası da düzenlenecekmiş.
Hükümetin, sosyal güvenlik reformu adı altında emeklileri ve çalışanları daha da aç bırakma harekâtının, PKK gündemiyle kamufle edildiği şu günlerde, kelin merhemi olsa, diyeceğim; ama diyemiyorum.
Evren'in, ( soyadını bilmediğim için böyle yazıyorum, bağışlasın.) ne kadar para kazanacağıyla hiç ilgilenmedim. Çünkü bu tür şans oyunlarının kaliteli afyon olduğunu bilenlerdenim. Sadaka toplumu yaratıp insanların yardım duygularını allak bullak edenlerden ne denli hazzetmiyorsam, insanların umutlarını lotaryalarla sömürenlerden de hazzetmiyorum. İnsan kazandığının bedelini ödemeli.
Haber 1. "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 13 ilçe sınırı içerisinde 18 bin kişiye her gün sıcak yemek dağıtırken, 16 ilçe belediyesi ise 12 bine yakın kişiyi doyuruyor. "
Haber 2. "Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, günde 10 bin insana yemek verilebilecek kapasitedeki aşevinin 1 ay içerisinde hizmete gireceğini söyledi.".
Haber 3. "Her ramazan belediyeler tarafından kurulan iftar çadırlarında şampiyonluk İstanbul'un elinde. İzmir'de bu yıl hiç çadır kurulmazken Ankara'da Büyükşehir Belediyesi günde 20 bin kişiye yemek dağıtacak."
Haber 4. "Vali Muşmal, bu yıl il merkezindeki fakir ve muhtaç ailelere hane başına 625 kilo olmak üzere, toplam 10 bin ton kömür dağıtımı yapılacağını belirtti."
Haber 5. "20 ilde yapılan araştırma, bu illerde iki kişiden birinin yeşil kartlı olduğunu ortaya çıkardı."
Bunca karamsar haberden sonra iyi haber vermemiz gerek.
" Belediyelerimizin borcu silindi."
Kimin cebinden?
" Geçen yıl Forbes'in geleneksel zenginler listesine Türkiye damgasını vurdu. Dolar milyarderlerimizin sayısı 35'e yükseldi. Milyarder sayımız bakımından Japonya'yı bile solladık."
O dolar milyarderimizin cebinden mi?
Yanıtı ben verirsem ayıp olur. Buyurun sevgili okurların yanıtı siz verin.
…..
Çinli Kuan Tzu ne güzel söylemiş. Kaç kez yazdım, yine yazıyorum ve yazacağım.
Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,
Ağaç dik on yıl sonrası ise tasarladığın,
Ama yüz yıl sonrası ise düşündüğün, halkı eğit.
Bir kez ürün verir ekersen tohum,
Bir kez ağaç dikersen on kez ürün verir
Yüz kez olur bu ürün eğitirsen halkı.
Balık verirsen bir kez doyurursun halkı,
Öğretirsen balık tutmasını hep doyar karnı.
Halkı eğitmek de neyin nesi oluyor şimdi. Onlar doğuracak, devlet doyuracak. Sonra "Allah sizi başımızdan eksik etmesin!" diye efendilerine dualar edecekler. Bu duaların Allah katında kabulü için de dini bütün olmak gerekir. Bir tel saçın bile günahlara vesile olabileceği asla akıldan çıkarılmayacak. Elektriklerin kesilmemesi, topun kaleye girmesi için yatırlara kurban kesilecek, nefesi keskin hocalardan okumalar üflemeler istenecek.
Ya açar Nazm-ı Celil'in, bakarız yaprağına;
Yâhut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
Mehmet Akif mi söylemiş bunu? Sahi Mehmet Akif, Mısır'a neden gitmişti, kaçımız biliyor? Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu ve arkadaşı Akif'in hazırladığı Kur'an mealini yakarken salt bir vasiyeti mi yerine getirmişti?
Tanzimat dönemi yazarlarından Direktör Ali Bey, Lehçe't -ül Hakayık adlı mizahi sözlüğünde "cüce" sözcüğünü "Büyük adamların yakından görünüşü."olarak açıklar. Bir dev gibi gördüğümüz birçok ünlüyle yüz yüze geldiğimizde ne denli sığ, sıradan olduğunu görüp büyük hayal kırıklıkları yaşayanımız az değildir.
Kamera karşısına geçenlerin çoğunun en sağlam maskelerini takındıklarına inanmışımdır hep. Günlük yaşamda karısına kızına, kardeşine akıl almaz baskıları yapanların, orada ne denli özgürlükçü, demokrat, feminist kesildiklerini, üstelik insanların gözüne baka baka ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün demelerine kaçımız tanık olmamışızdır ki!
Satır araları, maskelerin en zayıf noktalarıdır ve kişi gerçek kişiliğini buralarda ele verir. Bu yüzden konuşmaların satır aralarına takılırım sık sık. Bir de "Yüz, yüreğin aynasıdır" deyip yüze bakarım. Sokakta, otobüste, iş yerinde veya toplantılarda yıkık kaşlı, asık suratlı insanlara hep kuşkuyla bakarım. Bilirim ki o kişinin içinde bir kavga vardır. Her an sizi de öfkesinin düdenlerine çeker. Biz Yunus'un:
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi,
Elin yüzün yumaz değil.
Yol oldur ki doğru vara,
Er oldur alçakda dura,
Göz oldur ki Hakk'ı göre,
Yüceden bakan göz değil.
dizelerini okusak yağmur sonrası çıkıveren güneş edasıyla, öfkenin bir sanat olduğunu söyleyiverir. Kafamız allak bullak olur.
Evren o gece, milyonları kazandı, kazandırdı. Eşiyle iletişimi tam bir sevgi iletişimiydi. Yarışmanın kırılma noktalarında bize bir eşle yaşamı paylaşmanın özgün örneklerini yaşattı. Kaybettiğimiz anda, bizim için üzülen dostlarımızı teselli etmenin ne büyük bir güç olduğunu gösterdi.
Görmek, sevgi kantarının topuzudur. Sevgimiz bolsa, en uzak, en yabancı bildiklerimiz bile yakınımızdadır. Sevgimiz çıkarlara bağlıysa yakınımızdakiler bile bize uzaktır: yalnızızdır.
Körlük, görme organı görmeyenlerin değil, kalp gözüyle göremeyenlerin özelliğidir. Evren gibiler, sosyal özürlülerin cirit attığı bir toplumda bize ışık tutan, yol gösterenlerdir, acıyıp yardım ettiklerimiz değil.
Hamdi Topçuoğlu egerem@yahoo.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          6 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
|
 |
Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen Şevki ile Şevkiye |
|
"Bugün çaylar benden" dedi Şevki Bey, gülümseyerek kahvenin kapısından girerken. "Yine ne mikropluk var acep aklında ?" diye düşündü kahveci Dursun Efendi ve seslendi :
- Sabah şeriflerin hayrola Şevket Bey Amca, lakin nasıl ödeyeceksin o bir türlü aysonunu denkleştiremediğin emekli maaşınla ?
"Bu ay denkleştireceğiz Dursun Efendi, merak etme sen" diyerek her zaman oturduğu masasına ilerledi. Kendisi gibi emekli arkadaşlarıyla her sabah mahalle kahvesine uğramadan güne başlamazdı zaten. Tam 45 yıllık eşi Şevkiye Hanım sabah kahvaltısını hazırlamaya başlar iken o; mahalle bakkalından gazetesini, mahalle fırınından ekmeğini almak üzere evden çıkar ve kahveye uğrayıp bir çay içmeden de evinin yolunu tutmaz idi.
- "Sahi Şevki, sabah sabah bu ne neşe ?" dedi, kendi gibi emekli dostlarından biri.
"Bakkal Mümtaz Efendi söyledi, kişi başına düşen milli gelirimiz artmış imiş. Bakalım şimdi şu gazeteye.."
- "Hah hah haa ..! İlahi Şevki Bey, yine yemiş seni Mümtaz Efendi. Geçenlerde de emekli maaşları artıyormuş diye gaza getirmişti seni. Vergi iadesini kaldırıp maaşa eklemişlerdi ya çekirdek parası niyetine, işte o hesap ! İyi oku da tersine kuşa çevirmesinler emekli maaşını"
"Olur mu öyle şey yahu ! Bak işte, meğerse biz aslında 68 milyon imişiz. Böl 68'e, hesap tamamdır. Yani kişi başına düşen gelir 7.500 dolar ediyor" diye şevkle sarıldı çayına ama kahveci takımı makaraları koyvermişti bile.
"Adamlar hesaplamış işte, siz daha mı iyisini bileceksiniz ?" diye sinirle kalktı masadan, üstelik sabah çayının yarısından fazlasını bardakta bırakarak. Dursun Efendi ardından seslendi :
- "Şevki Bey Amca, yazdım hesabına çayları, unutmayasın. Artan fark senin cebine de yansıyacak olursa oradan ödersin, olmadı Allah ne muradın varsa versin. Benim gözümde kişi başına düşen gelir dağılımının kahvehanemize yansıyan sıralamasındaki yerin hala değişmedi haberin olsun. Hah hah haa ..!"
"Her seferinde kandırıyorlar seni, 45 senedir inandın gittin şu asparagas haberlere ya, ne diyeyim sana !" dedi Şevkiye Hanım, sabah kahvaltısında gazetesini okuyan Şevki Bey'e.
"Sen anlamazsın politikadan Şevkiye Hanım, atmasın yine tepemin tası !"
- "Aman aman al da başına çal, senin olsun bu işin politikası."
"Sen öğretmen emeklisisin hanım, bilirsin hesabı kitabı. Ülkemizin toplam GSMH'nı alıp, bölmüyor muyuz 68 milyon küsür nüfusumuza ?"
- "Bölüyoruz da, neden 4-5 milyon gibi telefatımız olmuş ? Hani 72-73 milyon idik ?"
"Adrese bağlı nüfus sistemine göre değilmişik demek ki ..! Sahi, sen bu akşama güzel bir sofra hazırlasan da kişi başına düşen milli gelirimizi ağız tadıyla bir kutlasak ya ! Ne dersin ?"
- "Hayrola Şevki Bey, nedir bu şevkinizin Emekli Borsası'ndaki artışı ? Duyan da; cebinizdeki hisselerin tavan yaptığını zannedecek, hıh !"
"Hani diyorum, nüfusumuz bile 4-5 milyon azalmış iken... Ha 7.500, ha 7.499 dolar, ne fark eder ?"
- "Ee ..?"
"Gerçi; kişi başına düşen milli geliri biraz azaltmış olacağız amma velakin..."
- "Eee ...?"
"Bir yandan da vites yükseltmiş olurduk diyorum hani !"
- "Vites mi ?"
"Yani biz de 2'den 3'e geçerdik. Zaten büyüğümüz; "En az 3 olmalı !" demedi mi ?"
- "Şevki Bey, sen iyi misin ? Ne vitesi, ne 3'ü ?"
"Hayatım, yani Şevket oğlumuza 1.vites, Şevval kızımıza da 2.vites diyecek olursak ..?"
- "Haaa, şimdi anladım. Akşama börek açacaktım ama daha iyi bir fikir geldi aklıma, nasılsa aynı aleti kullanacağım. Bittin sen Şevkullah Efendi !"
"Şevkullah deme Şevkiye Hanım. Bütün şevkimi ve zevkimi kırdınız yani ..!"
- "Dua et başka bir tarafını kırmadım.. Hem sen Şevçenko mudur nedir, hep sevdiğini söylemez misin ? Şevket, Şevval, Şevçenko. Oldu mu sana üç, hadi canım bundan sonra bu işler güç. Sen aç bakayım şu haberleri de; yeni Sosyal Güvenlik yasa tasarısı gibi bir şeyler söylüyorlardı"
"Ne gibi şeyler ? Yoksa, emekli maaşları da GSMH gibi artıyor muymuş ?"
- "Yok. Sanırım emekli maaşlarının fazla oluşu bu hükümete batıyormuş. Hatta; mümkünse kimseyi emekli etmeden.. Yani; yolcudur Abbas hesabı !"
"Deme yahu ! İyi ki emekli ikramiyesi ile aldığımız başımızı sokacak bir evimiz varmış."
- "Haa, onunla da ilgili de nurtopu gibi bir vergimiz varmış ! Sakın öleyim deme bu arada, yeni yasa tasarısında Dul Emekli Maaşı kuş kadarmış..."
"Desene GSMH denen şey de : Gayri Sahi Milli Hasılat"
- "Aramıza hoşgeldin Şevki Bey'ciğim... Gayet Sabunlanmış Matematik Hesabı... da diyebilirsin, Güya Süper Memleket Halleri... de diyebilirsin. Hatta; TÜİK'na ( Türk İstatistik Kurumu ) TÜrevi alınmış İstatistikler Kurumu de. Asgari Ücret'e de Az gari bu Ücret yakışır."
Alavere dalavere, 9.9 milyon işsiz sayısı başka bir hesaba göre 4.1 milyona indirile, vergi üstüne vergi bindirile, don ile yatıla, türban ile kalkıla, kadeve kaldırıla, emekli maaşlarına 3 kuruş zam yapıla, "Padişahım çok yaşa !" diye tapıla, hatta "Ne iyi yaptık değil mi ?" diye memlekette teneke çaldırıla. Emeklinin Emlak Vergisi muafiyeti kaldırıla, burnundan fitil fitil getirile, maaş kuyruklarında birer birer eritile. Ülke orasından burasından yarıla, yoksullaşan halka torba karşılığı vereceği oyu sorula. Her kim ki Atatürk'ün sözlerine sarıla, derhal fetvaya sorula, laiklik hayra yorula, Anayasa hamur gibi yoğrula yoğrula.
Azmi'nin herşeye rağmen azmi, Şevki'nin incir çekirdeğini doldurmayan şevki tez kırıla...
asesen@kahveciyiz.biz
| | |
| |