Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 6 Sayı: 1.367

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 4 Şubat 2008 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : İncir ağacı dikicileri!..


Merhabalar,

Mikrobun kollarında mutluyum diyemeyeceğim. Aksine yorgunum, bitkinim, sekiz kişiden dayak yemiş gibi her yerim ağrıyor. Sanki hiç geçmeyecekmiş gibi hissetmeye başladığımdan olsa gerek üstüne bir de sinir küpüyüm. Ota b.ka parlıyorum. En fazla alevlendiğim yerler ise ekranda caka satan beyinsizleri dinlediğim zamanlar. Bunlar Tayyip Bey ve şürekası değil onların hangi yolun yolcusu oldukları belli, benimkiler bireysel özgürlük adına bezi savunan bit kafalılar. Daha bugün profesör olmuş birisi "Ne zamanki Ramazanda rakı içmeme karışırlar işte o zaman ben de karşılarına çıkarım." dedi, diyebildi. Bunca insanın kaygısını kendi nefsinin bir dublesine eş tuttu, yazıklar olsun.

Onca insanı dinledim. Bir tek Allahın kulu bu yasanın yasalaşacağından emin değil. Çıkaranlar, kurt postuna bürünmüş kuzu rolü oynayan Buhran Abi bile mahkemeden dönmezse diye söze başlıyor. Kanadoğlu çok güzel izah ediyor. Anayasa'ya yapılan değişiklikler ve YÖK yasasına yapılan yama, laiklik ilkesini ihlalden mahkemece mutlaka iptal edilecek. Peki o zaman bu telaş niye? Bunun tek nedeni yaklaşan seçimler. Bezden azami rantı elde edebilmenin bir yolunun da beyhude kanunlarla seçmeni oyalayıp sonra da "Bakın işte izin vermiyorlar" diye şikayet etmekten geçtiğini iyi öğrendiler. Bunu da sonuna kadar kullanacaklar. Ama hem şurekanın hem de bit kafalıların hesaba katmadıkları ya da es geçtikleri bir şey var. Bu güzelim memleketi bölmek için üniversitelerden daha iyi bir yer olamaz. Yetmişli yıllarda sağ sol diye kutuplaşan gençliğin neye mâl olduğunu bu adamların bilmediğini düşünmek mümkün mü? Biliyorlar elbette ama bezli ve bezsizlerin tıpkı sağ sol gibi bu memleketi böleceğini, gençlerin birbirlerine satırla, palayla saldıracağını, kan döküleceğini hesaba katamıyorlar. Bu memleketi müslüman ve laik olarak bölme cüretini gösterenler bunun vebalini mutlaka ödeceklerdir. Ama olan gene masuma, olan gene ana babalara, olan gene çoluk çocuğa olacak. Ey Tayyip Bey Şurekası, bir avuç oy uğruna bu memleketin ocağına incir ağacı dikmek üzeresiniz. Bu halk sizi günü geldiğinde sitayişle hatırlayacaktır, hiç şüpheniz olmasın. Hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur




2 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku





 


Rana Marcella Özenç

 Kahveci : Rana Marcella Özenç


   İLK ÖPÜCÜK

Onun adı ilk öpücük, ılık ve unutulmaz… Öyle bir heyecan yaratır ki insan bedeninde, kalp kaçmak ister kafesinden. Damardaki kan öyle coşar ki tepeden tırnağa kızarır yüz. Beden daha önce hissetmediği bir duyguyla kaplıyken duygusallık yeni keşfedilen cinselliğe karışır. Ürperirken beden, kalp gece sokakta kalmış korkak bir yavru kedi gibi titrer.

Onun adı ilk öpücük…

Çalar saat çalmaya başladığında İnci'nin rüyasındaki yaşlı korkunç adam bağırmaya başladı. Ettiği küfürler arasında İnci'nin bunun bir rüya olduğunu anlaması ve uyanma vaktinin gelmiş olduğunu fark etmesi birkaç dakika aldı. Hava henüz aydınlanmamıştı. Ama tabii ki yeni bir şehirde yeni bir okuldaki ilk güne hazırlanıp ne giyeceğini seçmek zaman alacaktı. Sonra tabii annesi onu zorla sabah sabah kahvaltıya oturtacaktı. Gece yatarken saati kurmak kolay olmuştu çalar çalmaz kalkacağını kendine söz vererek ama saat gerçekten çalmaya başlayınca şimdi tereddüt ediyordu yataktan çıkmak konusunda. İçinde bir korku vardı. Acaba nasıldı bu yeni okuldaki çocuklar…

Nihayet üzerine şeker pembe bir merserize kazak ve kot etek geçirdikten sonra kıyafet deneyip çıkarmaktan dağılmış küçük odada yürüyecek yer bulup aynanın önüne gelen İnci neredeyse kırmızı olan saçlarını taradı. Çene hizasında küt olan saçlarıyla bütün çocukluğu boyunca başka çocuklar hep dalga geçmiş ve ona 'Çilek Kız' adını takmışlardı. Dudaklarına hafif yavruağzı tonunda bir parlatıcıyı sürerken aslında oldukça güzel olan bu genç kız her genç kızın yaptığı gibi ne kadar çirkin olduğuna kanaat getirip bunaldı. Yan dönüp profilden kendini seyrederken şeker pembenin onu ne kadar şişman gösterdiğini düşündü. Olmayan göbeğine yoğunlaşırken onun tek gördüğü ikiz bebek taşıyan hamile bir kadının bedeni kadar geniş bir bedendi. Kazağı çıkarıp yere attı ve kurtarıcı renk olan siyah renkli bir başka kazağı yerden alıp giydi. Elektriklenen saçlarını eliyle düzeltirken bir yandan odadan çıkmaya çalışıyordu. Kapının önünde geceden hazırladığı sırt çantası vardı. Kaptığı gibi odadan çıktı ve kapıyı kapattı ki annesi bugün İnci'nin yatak odasının olduğu ikinci katta gezinirken ya da ev işi yaparken odanın ne halde olduğunu fark etmesin.

Annesi çoktan kalkmış masayı hazırlamıştı. Çörek, akça ağaç şerbeti, yumurta ve sosis… Taze sıkılmış portakal suyu… İnci'nin yumurta sevmediğini annesi ne zaman kabullenecekti? Masaya oturdu ve çöreklerine şerbet dökerken kaç kalori alacağını merak etti. Annesine göre bu yaşta bu kaygıları olmamalıydı. O ne anlardı ki! Portakal suyunu bir dikişte içti. Çörekleri nerdeyse çiğnemeden mideye indirdi ve ayaklandı. Banyoya koştu ve dişini fırçalamak üzere çeşmeyi açtı. İyice açtı ki kusarken annesi duymasın. Son zamanlarda şüpheleniyordu İnci'nin deli gibi yediği halde hızla kilo vermesinden.

İnci banyodan çıktığında kimyager olan babası da yeni kalkmış ve daha üstünü giyinmeden Türkiye'den aldığı penye pijamalarla masaya oturmuştu. Oldukça esmer ve kalın kaşlı olan babası aşırı ince ve uzundu. İnci'nin annesi ise tam tersine şişko ve kısa boylu olan çilek kızılı İrlanda asılı bir Amerikalıydı. Babası İstanbul'da henüz bir üniversite öğrencisiyken Antalya'ya gittiği bir tatilde tanımıştı bu kadını. Sonra âşık olup evlenmişlerdi ve bir haftalığına tatile gelmiş olan Maggie, Haluk'un okulu bitene kadar kalmış, tipik bir Anadolu ailesine yabancı gelin olmanın çilelerini yaşamış ve sonunda kocasını daha iyi bir gelecekle kandırıp Amerika'ya getirmeyi başarmıştı. Bir daha da asla İstanbul'a dönmemişti. Haluk'un ailesi birkaç kez gelmişlerdi. Haluk da birkaç kez İnci'yi kültürünü tanısın diye götürmüştü ama İnci çok ilgilenmiyordu doğrusu dilini bile konuşmadığı ve yanaklarını sıkıştırıp sürekli ağlayan, başı beyaz tülbentle örtülü şişko babaanneyle ve çat pat İngilizce konuştukları halde kendilerini bir şey sanan şımarık kuzenlerle.

'İyi giyin, bugün hava serin' dedi annesi yeni yerleşmiş dolaptan İnci'nin montunu çıkarırken ve kızına uzatırken.

Kolilerin çoğunu açmıştı bile ve çoğunlukla yerleşmişlerdi yeni eve. Boston'daki ilk haftalarıydı. Chicago'yu bırakmak zor olmuştu ama Haluk iyi bir terfi almıştı çalıştığı şirkette ve taşınmak böylece gündeme gelmişti. En çok İnci için zor olmuştu bu karar çünkü yan evlerinde yaşayan ve birlikte büyüdüğü en yakın arkadaşı İsabel'den ilk defa ayrılmıştı bu kadar uzun süreliğine. Daha önce sadece yaz tatillerini ayrı geçirmişlerdi, onlar Michigan Gölü üzerindeki yazlıklarına gittiklerinde ve İnci babasıyla İstanbul'a seyahat ettiğinde.

Tipik bir Yeni İngiltere evinin önünde okulun servis otobüsü bekliyordu. İnci ne annesine ne de babasına bir şey söyledi, sadece surat asmaya devam etti bu taşınma kararı alındığı günden beri yaptığı gibi ve servise bindi. Oturmadan şöyle bir göz attı ve İsabel'i özledi birden. Çok yalnız hissediyordu. Yalnız bir tek çocuk olması yetmiyormuş gibi evdeki o canavarlar yüzünden şimdi de tek ve en yakın dostunu uzaklarda bırakmıştı.

Bir sürü ev ve apartman binasının önünden çocuklar toplandıktan sonra yarım saat kadar sonra okulun önüne geldiler. Aşağıya inerken annesi bugün haklı olduğu için kızıyordu İnci. Gerçekten serindi hava ve etek giymekle pek akıllı davranmamıştı zira siyah naylon çorapları ince gelmişti. Tabii bunu asla itiraf edecek değildi.

Danışmanlardan yardım istedikten sonra sınıfını buldu. Kimsenin onu fark etmediği ve kimsenin ona hoş geldin bile demediği vasat bir gün geçirdi. Öğlen yemeğini kafeteryada yalnız başına yedi. Annesinin hazırladığı bol mayonezli salamlı sandviçi yerken ve elma suyunu içerken İsabel ile ne kadar güldüklerini hatırladı. Sonra kızlar tuvaletine beraber giderlerdi ve ikisi de ne yedilerse kusarlardı. Sonra tabii okul çıkışı Bryan ve arkadaşlarını futbol oynarken seyretmeye gitmeden önce bir de makyaj sefası vardı. Yüzlerini fazlaca boyarlardı eve giderken temizlemek üzere çünkü İncinin babası İsabel'inkinin tersine sadece dudak parlatıcısına izin veriyordu o kadar.

İnci öğlen tatili bitmeden tuvalete gitti ve ne var ne yok kustu. Şimdi İsabel burada olsa dersi asar okulun arkasında birer de sigara yakarlardı. Bu yeni okulun arkası bunun için ideal görünüyordu çünkü arkada uçsuz bucaksız görünen bir orman vardı. Dudaklarındaki parlatıcıyı yeniledi ve sınıfına döndü.

Akşam çekilmezdi eve gitmek. Babası yorgun gelmişti. Ayaklarını uzatıp televizyon kanallarını zaplamaya başladı. Yukarıya henüz kablo çekilmediği için odasına kapanıp MTV seyredemeyecekti İnci bu gece. Annesi ise çoktan akşam kokteyllerini fazla kaçırmış gene Haluk'a bağırıyor ve her zamanki gibi ilgisizlikle suçlarken intiharla tehdit ediyordu. Zaten şu evde bir gece huzurlu geçmezdi ki. Haluk Maggie'yi dikkate bile almıyordu artık çünkü bu yersiz tehditlerinden herkes sıkılmıştı. Bir de o senin yüzünden işi bıraktım, senin yüzünden şunu yaşadım bunu yaşadım tartışması vardı sırada. Bazen İnci merak ediyordu annesi gerçekten intihar etse acaba daha mı huzurlu olurdu ev? Ama yok, suratsız ve bir yabancının ciddiyetine sahip babayla nereye kadar huzur olurdu ki. İkisinden de kurtulmak isterdi aslında. Küçükken babaannesinin yanına İstanbul'a gönderildiğini hayal ederdi bazen. Ne de olsa kadın yalnız yaşıyordu. En azından hiçbir şeye karışmazdı ve İnci İstanbul'da güzel bir hayat yaşar giderdi.

Çoktan sarhoş olmuş annenin koltuğa ağlayarak yığılmasının ardından Haluk pizza siparişi verdi, zira karısından bu durumda pek bir sofra beklentisi yoktu. İnci'ye ne istediğini sordu ama cevap vermese de olurdu ne de olsa belliydi söyleyecekleri pizzanın türü. Bol kaşarlı ve karışık sebzeli, temiz helal bıçakla kesilmiş… Bir kere aslında sosisli istediğini belirtmişti babasına ama kızmıştı Haluk. 'Biz domuz yemiyoruz' dedi ve kestirip attı. İnci'nin tuhafına gidiyordu bu inançlar çünkü adamın ne oruç tuttuğu ne de namaz kıldığı vardı. İçmeye gelince onu da yapıyordu ama domuza gelince o kara listedeydi. Pizza gelince beraber yediler. Haluk yorgunluk birasını içerken İnci kolasını bitirip odasına çıkmak için izin istedi. Biraz bilgisayara takıldı İsabel orda mı diye ama bu gece İsabel girmemişti İnternete. Ne tuhaf, İsabel genelde her akşam girer ve de çok geç saatlere kadar yaşını büyüterek sohbet odalarına takılırdı. Bu akşam ise yoktu. Çok geçmemişti ki İnci kusmanın da verdiği yorgunlukla uyuya kaldı.

Sabah yine bangır bangır saat sesine uyanan İnci her sabahki rutine koyuldu. Giyindi, aşağıya indi ve bir gece önce sızana kadar içen kendisi değilmiş gibi enerjik olan annesinin İnci'ye inat yapar gibi hazırladığı yumurtayı yine yemedi. Kızarmış ekmek ve yağı fazla kaçırdı. Reçeli annesi bakmadığı bir sırada parmaklayıp parmaklarını yaladı. Tuvalete gidip suyu açtıktan sonra fazla kaçırdığı yağlı ekmeği ve parmakladığı reçeli kustu. Montunu giyip servise bindi ve görünmez olduğu okula ikinci kez gitti.

Öğlen olunca bu sefer fıstık ezmesi ve reçel sandviçini yedi ve karışık meyve suyunu içti. Yine İsabel'i düşündü ve hiç aramamış olduğu için ona kızdı. Ne çabuk unutmuştu. Dün İnternete de girmemişti zaten. Tuvalete gitti yine ve öğlen yediği her şeyi kustu. Akşam eve gitti ve annesini yine fazlaca içmiş buldu. Yine babasıyla telefonda hazır sipariş edilmiş gereksiz kalorilerden oluşan yemekleri yedi. Annesinin kolundan tutup yatağına gitmesine yardım etti. Bu esnada annesi ona bağırıyordu ve babasıyla aralarına girmekle suçluyordu yine. İnci öğrenmişti bunların takılacak sözler olmadığını çoktan çünkü Maggie ertesi sabah uyanınca hatırlamayacaktı bu sözleri. Annesini yatırdıktan sonra İnci üzerinde kontrolü olan tek şeyi yaptı ve kilosunu dengelemek üzere tuvalette kustu. İsabel yine İnternette yoktu. Bu sefer evini aradı ama annesi İnci'ye onun Bryan ile sinemaya gitmiş olduğunu açıklayınca canı sıkıldı. Neye daha çok kızdığını bilemiyordu. İsabel onu bu kadar çabuk unutup hayatına devam etti diye mi yoksa onun hoşlandığı sarışın ve şeker kırmızı yanaklı Bryan ile çıktı diye mi. İsabel ile çok hayal kurmuşlardı. Bryan bir gün İnci'ye çıkma teklifi etseydi babası kesinlikle izin vermezdi ama ne yapıp edip gizlice onunla çıkacaktı. Hep ilk kez onu öpen erkeğin Bryan olacağını hayal etmişti ama belki o şimdi İsabel'i öpüyordu.

Canavar saat yine çaldı hava aydınlanmadan. Sabah rutini yine başladı. Sonra öğlen… Akşam servis dışarıdan mutlu görünen tipik Yeni İngiltere evinin önüne geldiğinde bu sefer farklı bir şey oldu ve evin önünde servisten kimse inmedi. İnci ortalarda yoktu.

Telefon çaldığında Haluk eve yeni giriyordu. Bir süredir çalıyordu belki ama Maggie bu sefer çoktan odasında sızmıştı ve telefonu açamamıştı. Haluk koşup açtı ve birden yere yığıldı. Ne ağlıyor, ne gülüyordu. Kaskatı kesilmişti.

Öğlen rutini bitince kusmaktan dönmüş olan İnci okulun arkasındaki ormanlara doğru yürümüştü gizlice bir sigara içmek için. Park yerini geçerken tansiyonu düşen İnci yere düşerken başını vurmuştu. Okulda görünmez olan İnci'yi dersler bitene ve eve gitme saati gelene kadar kimse fark etmemişti.

Onun adı ilk öpücük, ılık ve unutulmaz… Öyle bir heyecan yaratır ki insan bedeninde, kalp kaçmak ister kafesinden. Damardaki kan öyle coşar ki tepeden tırnağa kızarır yüz. Beden daha önce hissetmediği bir duyguyla kaplıyken duygusallık yeni keşfedilen cinselliğe karışır. Ürperirken beden, kalp gece sokakta kalmış korkak bir yavru kedi gibi titrer.

İnci'nin unutulmaz ilk öpücüğü görünmez olduğu okulda ölümle olmuştu.

Onun adı ilk öpücük…

Rana Marcella Özenç


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 8,258,258,258,258,258,258,258,25
              4 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Nevriye Hamitoğlu


Siyah Kelebek

Saat gece yarısı…Karanlığın içinde derin bir sessizlik… Sessizliğin içinde bir ağlama sesi duyuyorum. Kadın hıçkırıklarına benzeyen bu ağlama sesinin yanılsama olup olmadığını düşünürken gözlerimi yavaşça açıyorum. Uykumun gölgesini görüyorum üzerimde. Sinsi bir hayvan gibi zıplıyor yatağımın üzerinden karanlığa doğru. Kuyruğundan yakalamak istiyorum ama yakalayamıyorum. Ağlama sesi kesiliyor birden. Uykum onu da alıp götürüyor.

Düşünceler kapanmak istemeyen gözlerimin önünde uçuşuyor…Tıpkı siyah kelebekler gibi…Yakalıyorum bir tanesini. İki avucumu kafes gibi birleştirip tuttuğum siyah kelebeğe bakıyorum. O da ne? Küçük bir çocuk görüyorum…Sessizce seyrediyorum.

Demir kapıyı küçük bir gıcırtıyla açıyor bahçeye doğru. Mevsim sonbahar olmalı, yerdeki kuru yaprakları çiğneyerek geçerken, bahçeyi süpürme sırasının geldiğini düşünüyor küçük kız. Anahtarını çantasının cebinde arıyor ama bulamıyor. Zile basıyor kapının açılması için. Ses yok. Küçük yumruğunu kapının buğulu camına vuruyor. Ses yok. Aklına geliyor paspasının altındaki yedek anahtar… Paspası kaldırıyor ve yerdeki tozlanmış anahtarı alıyor, gülümsüyor. Kapıyı açmak istiyor fakat kapıya sanki bir şey dayanmış, açılmıyor. Buğulu camdan içeriye bakıyor küçük kız. Karanlık, camdan ona gülümsüyor. İzin vermiyor içeri girmesine. Kapının yanındaki sandalyeye oturuyor, sırıtan karanlığa bakarak. Sımsıkı tuttuğu tozlu anahtar, korkusunu yeneceği bir dost gibi elinde. "Neden kimse hala gelmedi?" diye düşünüyor. Bir içeride sırıtan karanlığa bir de gittikçe kararan havaya bakıyor. İçerideki karanlık yanına ya gelirse? Hava karardıkça içerideki karanlığa bakmaz oluyor, korkuyor küçük kız. Aniden "Merhaba ben karanlık" diye fısıldıyor sağ tarafında duran karanlık. Gelmişti işte yanına… Kalbi hızla atıyor küçük kızın, çantasının üzerinden atlıyor ve koşarak bahçeden çıkıyor. Sokak lambası, çarşıya inen yokuşu aydınlatıyor. Koşuyor çarşıya doğru küçük kız, arkasından karanlığın gelmesinden korkarak. Gözlerinden süzülen gözyaşları, üşütüyor yanaklarını koşarken. Ağlıyor küçük kız, sadece karanlıktan korktuğu için değil, çaresizliğinden, terkedilmişlik düşüncesinden… Oturuyor duraktaki banka ve bekliyor annesini, beklerken ağlıyor küçük hıçkırıklarla. Yanına usulca yaklaşan uykuya bakıyor. Uykusu onu güzel rüyalarla teselli ederken gece otobüsü yanaşıyor durağa… Otobüsten inen annesini görünce, yanındaki uykuyu bırakıp koşuyor ve sarılıyor annesine…Soramıyor hıçkırıklarla ağlarken neden onu evdeki karanlık ile bıraktığını… Üşümüş yanaklarını ısıtırken annesinin kucağında soramıyor… Soramıyor yıllarca…

Nevriye Hamitoğlu


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 9,119,119,119,119,119,119,119,119,11
              9 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Emre Özerden

 Kahveci : Emre Özerden


  SATIRLARIN ARKASINDAYIM

Sana bir adım kala uyandığım kabusların yerini zamanla uykusuzluk alıyor morarmış gözlerimde. Sonra o gözlerden sensizlik damlıyor sabah ezanlarına kadar. Ne tütün yetiyor sana, ne de hıçkırıklar... Tükenişim başlıyor senin bittiğin yerlerde. Hep merak ederdim insan nasıl kıyar kendi canına diye. Gittiğinde öğrendim. Sensiz bileklerim gözüme batıyor. Acizliğimle bir olup tüm gece beynimi kemiriyorlar. Hiç böyle ağlamadım ben hiç bir şey, hiç kimse için böyle dökmedim yaşlarımı. Kesikler atılıyor sanki gözbebeklerime... Acıyor, acıtıyorsun sevgilim. Güneş görünüyor ve özlüyorum sabahları söylediğin taze günaydınları... Gör, gelmediğin her dakika binlerce kez ölüyorum. Senden esen her rüzgar yakıyor ciğerlerimi. Bedenim duvar köşelerinde, gözlerim kapı eşiklerinde.. Keşke giderken beni bana bıraksaydın, keşke... Aynaya bakıyorumda sensizlik bana yakışmadı. Baktıkça manasızlaşıyor yüzüm. Çökmüş yanaklarım, gözlerim sanki bende değiller. İzin var dudaklarımda. Seni bekliyor bedenim. Ben sendeyim, sen nerdesin?

Emre Özerden


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 7,337,337,337,337,337,337,33
              6 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


M.Nihat Malkoç

 Kahveci : M.Nihat Malkoç


  TRABZON KÖPRÜBAŞI HALK AĞZI VE YEREL KELİMELER

Trabzon Köprübaşı

Karadeniz bölgesinin kendine has gelenek ve görenekleri, ağız özellikleri vardır. Karadeniz'in hususiyetlerini en iyi yansıtan şehir de Trabzon'dur. Trabzon'un ilçelerinde ve köylerinde keşfedilmeyi bekleyen zengin halk kültürü hazineleri mevcuttur.

Bir zamanlar Trabzon'un Sürmene'ye bağlı beldesi, şimdilerde ise ilçe olan Köprübaşı'nda enteresan söyleyişler mevcuttur. Çok eski zamanlardan bugüne gelen kelimeler hâlâ kullanılmaktadır. Özellikle yaşlılarımız konuşurken eski kelimeleri tercih etmektedir. Bu sözcüklerin çoğu Rumcadan dilimize girmiştir. Bugün halk ağzında bütün canlılığıyla yaşayan ve günlük konuşmalarda kullanılan bu kelimelerden bazıları günümüzdeki karşılıklarıyla şunlardır:

çarambula(ateşböceği), çağana(yengeç), afkurmak(havlamak), iskebit(eşekarısı), koklis(sümüklü böcek), abufay(yemek artığı), ahbin(hayvan dışkısı), ander(lanetli, uğursuz), angona(kör yılan), arakhana(örümcek), arkuri(yana doğru), azderha(canavar), badis(taze fasulye), pansi(hayvan yemleme yeri), bolaki(keşke), bubuk(tomurcuk), carcel(ince dallarla örülmüş erzak rafı), ciba(göbek), corma(bataklık), cubuş(meyvenin çöpü), handoşara(kirpi), cuhnis(yemeğin dibinin yanığı), çapula(çarık), çel(mısır bitkisinin gövde kısmı), deşirmek(toplamak), dirgen(tırmık), feli(kabağın pişmiş parçası), fidruga(fındığın en körpe filizi), fuska(böğürtlen), gaban(eğimli arazi, yamaç), gambat(karın boşluğu), ganzi(kabuklu yemiş içi), gayde(ezgi, nağme), gendume(çorbalık buğday), gorç(tahta oturak), gorzil, (düğüm), gorbagor(kötü ruhlu ihtiyar), gufica(el sepeti), gugu(baykuş), gugul(yığın, tepe), gugulli(silme dolu, tepeleme), guguvak(mantar), haçan(madem), hartama(ahşap kiremit), he(evet), herek(fasulye sırığı), hocer(lazımlık), hohol(ince toz parçası), huliya(kara lahana yemeği), hutuş(mısır koçanının kabuğu), ifteri(eğrelti otu), istemli(büyük güğüm), kafeka(küçük güğüm), kaful(ocak, küçük ağaç grubu), katma(ip, bağ), kavran(ahşap fıçı), kerenti(tırpan), kertel(ineklerin yal kabı), hacaban(gereksiz eşyalar), halaz(dolu yağışı), hamurca(çilek), hayat(kiler, hol), kopça(düğme), kosi(lahananın dip kısmı), kudal(ahşap çırpıcı), kugar(meyve toplama çubuğu), kumuş(kestanenin batan dış kısmı), kunzi(kendir sapı), kusur(tanesi ayrılmış mısır koçanı), labar(çamur), lalak(sersem, aptal), lazut(mısır bitkisi), malaks etmek(bulaştırmak), malez(un-su karışımı bir çeşit yemek), mares(solmuş, pörsümüş), merek(ot koyma yeri), minci(bir çeşit peynir), moçot(beceriksiz, sakar), momol(bir çeşit çok küçük böcek), mucurum(sakat), muh(çivi), muncur(ağız, dudak), oflan(mutfak rafı), otiş(ses, gürültü), oğarmak(tamir etmek), paçariş(engel), paska (serander), sipsi(kedi), sebi(küçük çocuk), mertek(çatıda kullanın tahta), soğun(bari, hiç olmazsa), şorombil(küçük el değirmeni), vol(tarladaki kalın toprak kütlesi), yangaz(yaramaz, haylaz), yenlik(kiloca hafif), kubli(asma kilit), zati(zaten), zuzula(bir çeşit ot), kolestevra(kertenkele), gorgot(mısır kırması), paçariş etmek(engellemek), namna(çocuk dilinde yemek), cicil(solucan), sütana(kiler), gariplanmak(özlemek), koliva(suda pişmiş mısır), kıkkıniz(yer elması), tahtaboş(balkon), hutuş(mısır yaprağı), miska(sümük), na(al bakalım anlamında), farfara(kelebek), pisik(kedi), reyha(güzel koku), peşkir(havlu), sıçan(fare), çipçok(çok fazla), reni(çatı aralığı), çenge(çene), seğirtme(koşma), çıhlan(kıymık), kukuvak(mantar), kitali(meyve toplama aleti), beşko(soba), mungarabis(hayvanlarda acı acı bağırmak), mumudiya(yavaş), buldur(geçen yıl), mile(misket), zipazip(iyice dolu), kuyizma(feryat), marikas etmek(geviş getirmek), haşli(sıcak), becit(acele), analis(suda yumuşatma), esseh(gerçek), iğriz etmek(çabalamak), civit(çekirdek), ferik(tavuk yavrusu), suruşmek(biriyle uğraşmak), celepçi(kasap), mozika(az süt veren inek), levli(odun parçası), lop olmak(çok ıslanmak), barastar(kapı direği), zirza(menteşe), sanka(kilit), kosva(bir çeşit kuş), kisa(bir çeşit kuş), liplip etmek(boş konuşmak), şafles(salya), fuci(fındık), arakop(bir çeşit yabani ot)…vb gibi… Bu kelimelerin sayısını daha da artırabiliriz ama şimdilik bunlarla yetiniyoruz.

M.Nihat Malkoç
mnm61mnm@hotmail.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 7,007,007,007,007,007,007,00
              3 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 YILDIZINIZ KIPIR KIPIR, YA SİZ?


  Ailenizin Yıldız Falcısı : Nurettin Özdemir


KOÇ   (21 Mart-20 Nisan)
Mesleklerinizle ilgili çok önemli kararların eşiğindesiniz sevgili koçlar. Sonuna kadar da gitmeli ve bu sağlıklı kararlarınızı kesinlikle uygulamalısınız.



BOĞA   (21 Nisan-20 Mayıs)
Önemli yatırım olasılıklarının haftanıza yerleşeceklerini göreceksiniz sevgili boğalar. Uzun zamandır düşündüğünüz bir arzunuzu gerçekleştirmeniz için gayet uygun bir zamandasınız.



İKİZLER   (21 Mayıs-21 Haziran)
Özgüvenleriniz sayesinde yeni haftanızda beklenmedik atılımlara yöneleceksiniz sevgili ikizler. Kazançlarınızın da kıvanç verici seviyelere gelmesi ise an meselesi artık.



YENGEÇ   (22 Haziran-22 Temmuz)
Mutlaka açık sözlü olmak pahasına yakınlarınızın gönüllerini kırmamaya dikkat etmelisiniz sevgili yengeçler. Aksine manevi yardımlarınızı bekleyenler var.



ASLAN   (23 Temmuz-22 Ağustos)
Enerjilerinizi heba etmemeye gayret etmelisiniz sevgili aslanlar. Çözüm bekleyen bazı dertlerin girdaplarında kaybolma ihtimaliniz oldukça yüksek. Cesaretle ileriye bakın.



BAŞAK   (23 Ağustos-22 Eylül)
Sevgiler çoşkuyla taşacak ve gönüllerinizi şenlendirecekler sevgili başaklar. Gelecek günlerin getirecekleri o parıltılı anları doya doya yaşamaya bakmalısınız



TERAZİ   (23 Eylül-22 Ekim)
Aile fertleri ile olan ilişkilerinizin doruklarda olacakları güzelim bir haftaya girmektesiniz. Geçmişten kalan bazı hatıraların bu sıcacık ortamları bulandırmalarına izin vermeyin teraziler.



AKREP   (23 Ekim-22 Kasım)
Yeni haftanız sizlere sevdiklerinizle yaşayacağınız mutluluk dolu anlar getirmekte sevgili akrepler. Ayrıca emlak konusunda projeleriniz varsa acele kararlar almayın. Zamana güvenin.



YAY   (23 Kasım-20 Aralık)
İşyerlerinizde alınması gereken radikal kararlarda sizlerden de mutlak katkı beklenecek sevgili yaylar. Fikirlerinizi beyan etmekten kaçınmayın emin olun ki takdir edileceksiniz.



OĞLAK   (21 Aralık-19 Ocak)
Yapmanız gereken o kadar çok şey var ki sevgili oğlaklar. Herşeyden önce yeni ayın getireceği enerjilerden faydalanmalısınız. Ayrıca güzel bir haber sizlere ulaşmak üzere.



KOVA   (20 Ocak-18 Şubat)
Yeni haftanızda sinirlerinize hakim olmakta hayli güçlük çekeceksiniz sevgili kovalar. Olası tansiyonları düşürmeye gayret etmelisiniz. Beklenmedik gelişmeler kapıdalar.



BALIK   (19 Şubat-20 Mart)
Projelerinize sahip çıkın ve onları sakın dipsiz kuyulara terketmeyin sevgili balıklar. Zamana güvenin ve onu dost olarak kabul edin. Büyük destekler göreceğiniz günlere girmektesiniz.


Nurettin Özdemir
nozdemir@kahveciyiz.biz