Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 6 Sayı: 1.352

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 14 Ocak 2008 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Akla takılanlar!..


Merhabalar,

Haftaya aklımıza takılan şeyleri söyleyerek başlamayı adet edindik öyleyse söyleyelim. Örneğin Merkez Bankası dahil, tüm devlet banka genel müdürlüklerinin İstanbul'a taşınması. Söylenilen gerekçeye kendilerinin de inanmadığı ortada ama 2 yıl önce alınmış bir karar ve Ataşehir'de inşaatı bekleyen bir arsa var. İstanbul'un hali ortada. Başekent'i başkent yapan özellikleri de meydanda. Şimdi kalkıp hangi akla hizmet böyle bir karar alınıyor bilinmez. Başkenti gayri resmi de olsa İstanbul yapmak nasıl bir amaca hizmet eder iyice düşünmeli. Bir başka şapşal karar da Kültür Bakanlığından. Atatürk'le özdeşleşmiş fotograf karelerinden sigarayı temizliyorlarmış. Etiği, ahlakı bir yana koyup, aslında Atatürk'ü Red Kit'le bir tutup rötuşlayan kafaları fotoşopla birer muhafazakar eşcinsel haline getirmeli ama neyse. Gençleri sigaraya teşvik edermiş. Atatürk asıl gençleri siz gibi örümcek kafalılardan uzak durmaya teşvik ediyor. Onu da silmeyi becerebilecek misiniz?

...

Dün genç bir yazar arkadaşımızdan eposta aldım. Ahmet Borucu bu öğretim yılı başında öğretmen olarak Bitlis'in Ahlat ilçesi Güzelsu Köy okuluna atandı. Çok zor şartlarda kutsal bir görevi yerine getirmeye çalışıyor. Belki bir yardımımız dokunur diyerek bana yolladığı mesajı aynen aşağıya alıyorum.

Güzelsu Köy Okulu "Merhaba Cem Abi...
Nasılsınız...?
Benim sizden eğer mümkün olursa bir ricam olacaktı...
Belki biliyor musunuz bilmiyorum Ahlat(BİTLİS)'ın Güzelsu Köyü'nde öğretmenliğe başladım.
Biz arkadaşlarla birlikte tanıdık yerlerden okulumuz için katkı yapabilecek yerlere mail atmaya karar verdik.
Benim aklıma ilk önce siz geldiniz.
Şu an görev yaptığım köyde hava şartları son derece hem de aşırı derecede olumsuz.
Haberlerden de duyduysanız eğer bulunduğumuz bölgede 20cm. kar var.
Bazen yollarımız kapanmakta. Köprülerimiz yıkılmakta. Elektriklerimiz bir kaç gün boyunca kesilmektedir.
Sularımız zaten buz tutmuş durumda. Hatta dün buzlu suda bulaşık yıkadım. :(:( :)
Okulumuz son derece eski. MEB yeteri kadar yardım yapmıyor. Ayrıca halktan yeterince destek bulamıyoruz.
Çocukların elbiseleri eski ve yırtık. Bu karlı havada yokluktan dolayı montsuz ve terlikle okula gelen öğrencilerimiz mevcuttur.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen öğretmen arkadaşlarımız can başla mücadele etmektedir. Elimizden geldiğince çocuklara eğitimin aşkını aşılamaya çalışmaktayız.
Sizden ve sizlerden okulumuzda ki öğrencilerimiz için küçük yardımlar rica ediyoruz.
Okulumuz için yapabileceğiniz her türlü yardım için şimdiden çok teşekkür ederiz..

Ahmet BORUCU
Sonsuz Sevgi ve Saygılarla
Güzelsu Köyü/Ahlat/BİTLİS
Tel No: 0 505 697 00 53 "


Ne dersiniz birşeyler yapabilir miyiz? Hepinize iyi sayılabilecek bir çalışma haftası diliyorum. Esenkalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur




13 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku





 


Elif Eser

 Cemreler Düşerken : Elif Eser (Zeycan Irmak)


  Şikayetim var!

Upuzun bir bekleyiş bu. Öyle hemen geçecek türden değil. Dağarcığındaki kelimelerin seni sensizliğe/sessizliğe terk ettiği, eline almak istediğin her kelimenin yeşil ve ışıltılı birer baharken avuçlarında solup eylül kırığına ve hışırtısına dönüşmesi hayret verici! Fakat öyle!

Sonsuzmuş gibi gelen bir bekleyiş bu. Belki birine, bir sevgiliye, bir sıcak dost yüreğe ilintilenebilir, -illa bir isim vermek gerekmese de-, adlandırılabilir; uzay denebilir mesela. Mesela imge, ütopya, sıla, gurbet de denebilir… Anlamlı veya anlamsız olması, yakışması ya da yakışmaması hiç önemli değildir. Demek istediğim; bekleyişin sonunda bir vuslata ermek olacaksa şayet, biliniyorsa bekleyişin başından itibaren kavuşmalarla nihayete ereceği…
Ee-evet! Olasıdır, muhtemeldir. Fakat değil işte! Bu bekleyişin herhangi bir amacı, başı, sonu, adı, sanı, kimliği, kimliksizliği, somutluğu, soyutluğu, varsıllığı yok!

Sofistike bir bekleyiş bu… Evet! Evet! Böyle de denebilir! Kelimelerinizi çaldıysa birileri veya bir şeyler sizden (bir suçlu aramak çok da doğru olmayabilir bu süreçte) ne yapacağınızı bilemeden bir süre öylece bakakalırsınız. Yazıyla nicedir devam ediyorsa soluk alıp verişiniz ve her ne sebeple olursa olsun çekip gitmişse yazı sizden, bundan mütevellit boşlukta kaldıysanız, kendinizi bir oksijen çadırında sanırsınız. Sanki sizin ciğerleriniz artık beş para etmezmiş de, dışarıdan takviye güç alıyormuşsunuz gibi… Suni yoldan yaşıyor/yaşatılıyormuşsunuz gibi… Hani öylesine işte canım, halleri gibi… Biraz naif, biraz anlamsız… Siz istememiştiniz oysa gitmesini, çalınmasını veya sizden uzaklaşmasını. Yazı ki, sözcükler ki, kendiliğindenlikleriyle vardırlar yazanın us'unda.

Eğer yazı yoksa bir yerden sonra yoktur yazan da. Herkes gibi bir yaşayandır en fazla. Ama, ama… Yazıyla yekvücut olmuşsanız ezelden beri, siz isteseniz de sonrasında 'herkes gibi' düşünemez, 'herkes gibi' bakamaz, göremez, algılayamaz, kısaca yaşayamazsınız. Başka bir boyut girer diğerleri ile aranıza. Anlatılır türden değildir ki, anlatabilesiniz. Denediğiniz olmuşsa da anlatmayı bir lahza; hani böyle, eliniz kolunuz havaya kalkmış, parmaklarınız nereye kaçışacağını bilemeden bükülmüş, suratınızda sizi dinleyenin hiç mi hiç anlayamayacağı garip ifadelerle mimikler belirmiş halde… Eh, en nihayetinde elleriniz yanlarınıza düşmüş, umutsuzca bakarsınız. "Boş ver" dersiniz karşınızdaki pek bir hevesle sizi dinlemeye hazırlananın hevesini kursağında bırakarak. "Bu öyle, doktorculuk oynamaya benzemiyor. Doktor biri gelir evine konuk. Ev ahalisi toplanır, başlarlar 'doktorcuğum, benim sol böbreğimde bir büyüme mi var ne?', 'aman efendim ne iyi ettiniz de geldiniz, benim de birkaç gündür şu omurlarımdan birinde bir ağrı, üzerinize afiyet, hani bir ellesiniz, teşhis neymiş, öğrensek…' türünden bir şey değil ki. İyisi mi, ben yazadurayım da, sen oku. Boş ver şimdi nereden bulup çıkarttığımı onca kurguyu" der, çıkarsınız işin içinden. Bunu böyle söylersiniz fakat ya yazı uçup gittiyse? Ya artık yazamıyorsanız? Durum daha da vahim demektir o vakit. Kös kös oturup beklersiniz…

Hâlbuki yazıya durulduğu zaman öyle midir ya! Her yazanın kendine has bir sürgünü, serüveni, yolculuğu vardır yazıyla. Bazen işkencedir (nasıl da tatlıdır yine de), bazen bir minik kelimeyle patlayan minicik mutluluk çığlığıdır (o an çevrenizde birileri varsa anlam veremezler delişmenliğinize), bazen hüzündür, bazen coşkudur… Yani, o an neye sürüklüyorsa sizi hikâye, osunuzdur. Bazen günler, haftalar, aylar sürer… Çıkmak istersiniz çıkamazsınız "ha şunu da ekleyivereyim, dur buraya bunu da yazayım" diye konuşurken kendi kendinize uzar gider, uzar gidersiniz… Sonuna vardığınızda munis bir tefekkürle gülümsediğiniz olur, derin bir nefes alıp, şöyle keyifle arkanıza yaslandığınız, acı kahvenizin soğumuşsa da son yudumuna uzandığınız… Olmaz mı? En şahane anlardan biridir o an… Yine, pek kimseyle paylaşamadığınız…

Yazı sizin en uygun, müsait olduğunuz zamanı kollamaz. Buna rağmen bekleyişin ilk safhalarında kendinizi teselli edersiniz "bu hafta programım çok dolu, haftaya başlarım." / "Biraz dinleneyim, bir iki ay geçsin, kafamın içini bir temizleyeyim, çöp kutusuna döndüm." / "Aslında aklımda müthiş bir öykü ve olay kurgusu var ama kendimi çok yorgun hissediyorum. Hafta sonu sabaha kadar oturur toparlar, yazmaya başlarım." Pek tabii kendinize söylediğiniz bu küçük yalanlar, kandırmacalar, bahaneler silsilesi bekleyişin ömrünü kısaltma hayalinden başka bir şey değildir. Siz yazma dürtüsünü değil, çoğunlukla o sizi yönlendirir ve kabul etmeseniz de kendi zamanını tayin eder. Bir geldiği zaman da dur durak bilmez. Otobüste, vapurda, barda arkadaşlarınızla eğlenirken, sevgilinizle kavga ederken, çocuğunuzla internet başında ders çalışırken, tuvalette, duşta, en tatlı uykunuzda rüyalara dalmışken… Silinir gider yaşamınızın öncelikleri. Ofiste dosyalar kenara itilir, anneniz klavye başında sizi boş boş kâğıt açarken görür, canınız sıkılmasın diye kraker ve meyve suyu getirir, tam da o an uzattıklarını başınızla geri çevirir "yok, yok, istemiyorum, dur şimdi, çok önemli bu an" deyiverirsiniz. O an gerçekten çok ama çok önemlidir çünkü aylardır, haftalardır beklediğiniz "sevgili yazı" gelmiştir! Hoş gelmiştir, sefalar getirmiştir! Yazma isteğiyle dolup taşarsınız ve parmaklarınız koşuşur, kelimeleriniz kahkahalarla uçuşur klavye/kâğıt/kesekâğıdı/gazete parçası/minik bir not defteri (artık elinize ne geçerse) üzerinde…

Peki ya beklemeye devam ediyorsanız? Ya tek bir damlacık, kelimecik, bir bağlaç bile yazamıyorsa kaleminiz? Melül bir kedi yavrusu gibi kaşlarınız büzülür, dudağınız aşağı sarkar bükülür…

Beklemekten yorgun düştüğünüzde özlemek gelir. Delicesine bir sevdayla özlersiniz. İçiniz titrer, çok üşürsünüz. Çevrenizde olup biten tüm detaylar zaman uzadıkça anlamını yitirmeye, renkleri ölgünleşmeye başlar. Derin iç çekişleriniz artar. Uzaklara dalıp gitmeleriniz çoğalır. Hasretten içiniz, dışınız, tüm uzuvlarınız kavrulur… Beklediğiniz bir türlü gelmek bilmez! Gelmez işte! Siz, istediğiniz kadar bekleyedurun, siz yalvar yakar çağırın, inat eder, gelmez. Sizin canınızın değil, kendi paşa gönlü ne zaman isterse gelecektir… 'Yazı… Biraz da sabır işidir be üstat!' (Biraz mı?)

Upuzun bir bekleyiş bu. Aylar var ki bekliyorum. Elim ara sıra şiire kayıyor. O bile istediğim gibi olmuyor. Ben yazmak istiyorum! Us'umun algoritmalarında gezinen moleküler hikâye kurgularımı, renklerimi, düşlerimi, sizin anlayacağınız en büyük hazinemi istiyorum! Satılması gerekmiyor kitaplarımın, basılmasın. Yayımlanması şart değil şiirlerimin. Sahnelensin isterim elbette ama olmuyorsa da oynanmasın oyunlarım. Yıllarca teksler halinde dursunlar telli, telsiz, şeffaf, kapaklı dosyaların, klasörlerin içerisinde, dert değil. Birilerine bir gün ulaşacaklar ve okunacaklar benim inandığım tek şey bu! Kimse duymazsa da sesimi vakti zamanı geldiğinde torunlarıma masal niyetine okuyacağım "bir zamanlar kendisine Cahil Peri denen biri varmış. Habire yazarmış…" diye başlayacak cümlelerim.

Serzenişteyim! Hayal ülkemin ıssızlığını sizle paylaşmak istedim bir nebze. Şimdilik elimden fazlası gelmiyor. Kabul buyurunuz efendim…

Elif Eser
zeycanirmak@gmail.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 8,408,408,408,408,408,408,408,40
              5 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Kıvanç Gülhan

 Kıvanç'ça : Kıvanç Gülhan


  YAŞAM TARZLARINA MÜDAHALE

Şu aralar Atatürk Türkiye'sinin evlatlarını endişelendiren bir şeyler var. Yaşam tarzlarına müdahale edilmesi endişesi. İnsanlar bu konuda son derece tedirgin ve rahatsız.

Başbakanın İstanbul belediye Başkanlığı yaptığı sıralarda bu konuda çok da ısrarcı olmadığını biliyoruz. Belki onun Başbakanlığa giden yolunda bu tavrının da etkisi olmuştur. Büyükşehir belediyesinde de bu tarzda bir inat sezilmiyor. Ancak gel gelelim bazı ,ilçe belediyelerine ve saygın Başkanlarına.

Zat-ı şahaneleri, 4 Murat ceddinden başkasının cesaret edemediği bir Ali Kıran Baş Kesen edasına bürünmüş, Kanun'u, nizam-ı takmadan bir boru öttürmeye soyunmuşlardır. Demektedirler ki..

- İmdiii ..
- Dernekler gavur dernekleri ile bir araya gelmeye…

Entegre olmaya, oradan konuk çağrılmaya, kazara gelmişlerse de cenabet olup olmadıkları kontrol edilip, gerekirse Naip Hamamının göbek taşlında kirleri günahları yumuşatıla, kırk tas suyunan yıkandıktan sonra abdest aldırılıp makama çekile, laftan anlayanları sünnet olması konusunda ikna edilmeye gayret gösterile. Ancak zorla kesim yoluna gidilmeye..

- Dernekler çevre konularına dil uzatmaya..Uzatanınki eşeğinki ile değiştirile.
- Tarih bizimdir, Kurtuluş savaşından öncesi ile ilgilenilmeye, kurtuluş savaşı tarihi de dillendirilmeye dillendirilmeye unutturula.
- Atatürk sevilmeye, ardından gidilmeye..
- İki Atatürkçü bir araya gelmeye, rozetleri takılmaya..
- Arapça Selamün Aleyküm lafı Allahınselamı diye yutturula, Aleykümselam deyip selamı almayan Adem oğlunun cehenneme gönderilmesi konusunda aracı olunup sorgu sualcilere gammaz edile…
- Sanat bizim gibilerin inisiyatifine bırakıla, iki harekette evrensel sanatın Memleketi yönetenlerin dilinden İçine Edile.. Kütahya porselen reklamı demlikler heykel diye ortalara dikile amma içinden mutlaka sular döküle..
- Deliler suyla tımar edile, bu sebepledir ki uyan uymayan bütün parklara şelaleler inşa oluna. Deliler su sesini dinleyerek teskin edile, iyice eblehleştikten sonra Eblehan'dan geçirilerek sükunetle evlerine ulaştırıla.
- Hasta zevatın yanı başındaki Hemşirelerin başları bir sıkı bağlana ki, hasta heyecana gelip kalp krizinde terki dünya etmeye. Mümkünse boşta gezen kazmaların güçlü kuvvetlilerinden hastabakıcılar peyda edile, mesir macununa sarılı kadroları minareden saçıla.
- Tütün tüttürene kırk değnek vurulurken, burnu ile oynayana ödüller verile hatta bu ödül Altın Burun diye adlandırıla, festivalleri yapıla..
- Yolda yürürken edep yerini düzelten yada kaşıyana ters gözle bakılmaya, dalgınlığına verile.. İnsanlar iyice alıştıktan sonra bu da festivallerle kutlanıp altından ödülü dağıtıla.
- Evli barklı metres sahibi puştlara daha insaflı davranıla. Kader kurbanı muamelesi yapıla..

Demem O ki lokallere mey müsaadesi verilmeye, Atatürkçüler meclisinin tekerine çomak dürtüle, Lale devri laleleri yolunmaya, esanslar sürüle, tatlılar yenile, lokum, padişah macunu, aile içi ve dışı münasebetleri artıran her türlü gıda bolca tüketile.

Amma, kimsenin yaşam tarzına karışılmamış oluna..

Kıvanç Gülhan


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 8,008,008,008,008,008,008,008,00
              3 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Emre Özerden


PASİF AŞIK VE SORU İŞARETLERİ

Bir Pazar gecesi…
İlkokuldan kalma bir alışkanlık Pazar gecelerini sevmeyişim. Hiç bir şey yapmak gelmez içimden. Manasız bir esaret yüklenir insana. Ve tüm tecrübelerimi göz önünde bulundurarak söyleyebilirim ki bu anlar yaşanmaması gerekenlerdendir.
Sorguya çekiyorum kendimi. Tüm soruların cevabı yine bir soru cümlesi. Duygusal bir şarkıya tutunmuş mırıl mırıl geziniyorum notalarda. Sezen bile beynimdeki bu büyük boşluğu doldurmaya yetersiz kalıyor.
Şu boğazlarımdaki kaşıntı bir geçse lezzetli sigaramı doyasıya içeceğim ama o da olmuyor.
Bu çirkin Pazar gecesi sevişmeye hasret kaldığım kalemimle aramı yapıyor. Sadece benim okuyabileceğim tarzda özenle karaladığım satırlar, hiçbir zaman amacına uygun kullanılmamış ajanda sayfalarından birini dolduruyor.
Yalnızım..
Uzun zaman oldu yalnız kalmayalı. Demek ki yalnızken yazası geliyor insanın; adeta tutunuyor mürekkebe.
Yalnız kalmak zevklimidir? Yalnız kalmalımıdır insan arada? İnsanın kendine vakit ayırması böyle bir şey midir?
Kim bilir…
Neler olup bitiyor bilmiyorum hayatı nötr yaşamak ne lanet bir şey! Duygularımdan bu denli arınmış olamam! Mutlu muyum? Mutsuz muyum? (Neden bu kadar çok imla hatası yapıyorum?)
Mektup yazmak istiyorum. Arkalı önlü üç, dört sayfa dolusu.Ne yazılır ki? Daha da önemlisi kime? Her mektup adresine ulaşmalımıdır? Platoni tutkuların en zevklisi değil mi?
Bilmem…
Aşk istiyorum.Her hangi bir şeye…Ona bağlanmak, vazgeçememek, defalarca hayran kalmak ve tedirgin olmak istiyorum.Kusur bulamayım istiyorum,kusur aramayım… Büyüleyici ama sıradan olsun.Platonik ve çelişki olmasın. Hani platoni aşkların en nefisiydi.
Çelişiyorum…
Aşk nasıl bir şey?Filmlerde romanlarda olduğu gibi mi? Anlatılabilir olduğunu sanmıyorum.Aşkı en iyi ne tanımlar? Merak unsuru…
Sigara gibi bir şey olmalı. Onunla kendini iyi hissettiğin ucunun ölüme gideceği ihtimalini bile bile. Ne kadar seversen o kadar kendinden bir şeyler yitirdiğin…Sana verdiği mutluluğu da zararı da çevrene yaydığın…
Çevremdeki onca aşığa bakılırsa demek ki ben bir pasif aşığım.
Bir Pazar gecesi…
Bunaltıcı, sıradan, zırvalıklarımla yüzleştiğim garip Pazar geceleri…Sorgu dolu,cevapsız…
Şahane Pazar tekrar yayına mı girmeli?
Sanmıyorum…

Emre Özerden


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 8,008,008,008,008,008,008,008,00
              4 Kahveci oy vermiş.

1 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


M.Nihat Malkoç

 Kahveci : M.Nihat Malkoç


  DİVAN EDEBİYATINI SEVDİREN ADAM: İSKENDER PALA

Çok köklü bir geleneğin kültür hayatımıza yansımasıdır Divan edebiyatı… Asırları aşıp günümüze ulaşan bu gür ses, hâlâ yankılanmaya devam ediyor. Müzeye kaldırılan edebiyat, müzenin kapılarını zorlayarak hayata akmak için zaman ve zemin kolluyor. Bu hususta ona kılavuzluk edecek gönül insanlarının himayesini umuyor ve bekliyor.

Altı yüz yıllık bir süreci kapsayan ve edebiyat âleminde kendine köklü bir yer edinen Divan edebiyatına, Türk edebiyatının en şöhretli araştırmacılarından biri olan Fuat Köprülü 'Klasik edebiyat' demiştir. Çünkü klasik "üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen" anlamlarına gelen bir kelimedir. Köprülü'nün klasik dediği edebiyat da bu hususiyetleri taşımaktadır. Gerçekten de her açıdan klasikleşmiş bir edebiyattır. Bu edebiyat bütün olumsuzluklara ve hayatın dışına itilme gayretlerine rağmen hâlâ dimdik ayaktadır. Bundan sonra da geleneğin izinde ayakta ve hayatta kalmaya devam edecektir. Zira bu zengin edebiyat bir kalemde çizilecek kadar basit ve sıradan değildir.

Son dönemlerde Divan edebiyatını yaşatmak için ciddi gayretler sarf edilmektedir. Bu gayreti gösterenlerin başında Prof. Dr. İskender Pala gelmektedir. Yakın zamanlarda isminden sıkça söz ettiren edebiyat araştırmacılarından biri olan İskender Pala, mazinin tozlu sayfalarında gömülü kalan Divan edebiyatını gün yüzüne çıkararak bizlere tanıtmış ve sevdirmiştir. Onun kaleminden dökülen ifadeler, geçmişe hapsedilen bu köklü edebiyatı tekrar eski güzel günlerine döndürmüş, adeta kanatlandırmıştır. Bu kıymetli akademisyen, Divan edebiyatı üzerine yazdığı birbirinden güzel kitaplarla tanınmıştır. Bu kitaplar o muhteşem edebiyatı hayatın gündemine taşımıştır. Bir zamanlar lise edebiyat kitaplarında; anlaşılmadığı için itici, ürkütücü ve sevimsiz duran gazeller, kasideler ve rubailer onun sevimli üslubuyla ve sevdirici yaklaşımıyla insanların dilinde terennüm edilmeye başlanmıştır. Bu yeni bakış açısı köklü bir değişimin ve dönüşümün ilk işaretleri olarak algılanmalıdır.

Bilindiği gibi 1 Kasım 1928'deki harf inkılâbıyla birlikte Arap alfabesine dayalı eski yazı rafa kaldırılmıştır. Böyle olunca bu alfabeyle oluşturulan milyonlarca cilt kitap da kütüphanelerin tozlu raflarına terkedilmiştir. Yeni yazı, hayatın yepyeni bir parçası olurken eski yazı topyekûn terkedilmiş ve hayatın dışına itilmiştir. Çok zengin bir kültürün bir günde terk edilmesi, terk edilirken de hiçbir önlemin alınmaması, geçmişin kültürel zenginliklerinin zayi olması neticesini doğurmuştur. Eski kültürü ve edebiyatı reddetme anlamına gelen bu uygulama milletimize pahalıya mal olmuştur. Türk milleti tarihî ve kültürel değerlerinden uzak kalmış, Batı'nın değerlerini yaşamaya ve yaşatmaya zorlanmıştır. Bu da çok kültürlülüğün getirdiği yozlaşmayı doğurmuş, fertlerin maziyle olan kültürel bağı kopmuştur.

Divan edebiyatı aslında bu milletin iftihar etmesi gereken kültürel bir zenginliği ve engin birikimidir. Şayet makul ve mantıklı hareket etseydik bu edebiyatı geleceğe taşıyabilirdik. Fakat bizler millet olarak ya çok severiz ya da topyekûn reddederiz. Bu toptancı mantık bu konuda da bizim ölçümüz olduğu için ölçüsüzlüğü beraberinde getirmiştir.

Son yıllarda Divan edebiyatının zenginliğini fark eden ve ettiren, zorbaca gasp edilen itibarını geri veren bir büyük edebiyat araştırmacısı Divan edebiyatı üzerine adeta bir güneş gibi doğmuş, onu ihya etmiştir. Bu büyük edebiyat araştırmacısı İskender Pala'dan başkası değildir. O, Türk halkına Divan edebiyatını sevdiren ve tanıtan adamdır. Divan edebiyatı sahasında kaleme aldığı onlarca eser, gölgelenen bir edebiyatı ayağa kaldırmıştır. O, şimdilerde İstanbul Kültür Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Buradaki gençlere Divan edebiyatını anlatmakta ve sevdirmektedir. 'Onun kitaplarını okuyup da Divan edebiyatına gönlü akmayan insan yoktur' dersek sanırım abartmış olmayız.

İskender Pala'nın Divan edebiyatını gün yüzüne çıkaran kıymetli eserleri, aydınların ilgisini bu sahaya yöneltmiştir. Bu sahada yeni ve özgün çalışmaların yapılmasına vesile olmuştur. Ceddimizin edebî ve kültürel zenginlikleri onun gönül aynasından yansımıştır.

M.Nihat Malkoç
mnm61mnm@hotmail.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              4 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 YILDIZINIZ KIPIR KIPIR, YA SİZ?


  Ailenizin Yıldız Falcısı : Nurettin Özdemir


KOÇ   (21 Mart-20 Nisan)
Yeni haftanız oldukça hareketli geçecek sevgili koçlar. Bu hareketlilik özlediğiniz mekanlara taşınmaları da içerebilir. İşyerlerinizde uzun zamandır aradığınız dengeleri nihayet bulmak mutluluğuna erişeceksiniz. Uyum dolu davranışlarınızla haftanızın nimetlerinden fazlaca faydalanacaksınız.



BOĞA   (21 Nisan-20 Mayıs)
Son zamanlarda karşılaştığınız olayların bıraktıkları etkilerde takılı kalmayın sevgili boğalar. Başınızı dosyalarınızdan kaldırın yaşamın güzellikleri sizleri beklemekte. Sevgilerde ise kesinlikle bu hafta nihai kararlara varmalısınız. İnsiyatifleri başkalarına bırakmayın. Bilançoların haftasındasınız.



İKİZLER   (21 Mayıs-21 Haziran)
Gelecek günlerde kaderin hoş bir sürprizi olacak sevgili ikizler. Sizleri kollayan bir yıldızın çok geçmeden farkına varacaksınız. Sanki tüm şans melekleri sizleri yüceltmeye azimli. Haftanızın kıymetini bilin ve şimdiden hareketlenin.



YENGEÇ   (22 Haziran-22 Temmuz)
Olası kırgınlıkların son bulacakları sevinç dolu bir haftaya girmektesiniz sevgili yengeçler. Nihayet olumlu diyalogların gündemlerinize yerleşeceklerinizi görecek ve geleceğe daha güvenle bakacaksınız. Arkadaşlarınız ve yakınlarınızla güzel saatler sizleri beklemekteler.



ASLAN   (23 Temmuz-22 Ağustos)
Gündeminizi meşgul eden bir derdinizi bu hafta halledeceksiniz sevgili aslanlar. Ancak şunu unutmayın ki artık geçmişte kalmış ve geçerliliklerini kaybetmiş metodlarınızdan kesinlikle sıyrılmalısınız. Bazı hatalarınızı kabullenecek ve böylece yaşama bambaşka gözlerle bakacaksınız.



BAŞAK   (23 Ağustos-22 Eylül)
Uzaklarda oturan ve saygı duyduğunuz bir dostunuzla yakınlaşmaların yaşanacakları güzelim bir haftanın eşiğindesiniz sevgili başaklar. Ayrıca ara sıra başını gösteren psikosomatik rahatsızlıklarınız varsa bu haftadan itibaren kaybolmaya başlayacaklarını göreceksiniz. Mutlulukları yapacağınız seyahatlarda bulacağınızdan emin olabilirsiniz.