19 Mayıs Atatürk'ü Anma  Gençlik ve Spor Bayramı



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 6 Sayı: 1.214

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 18 Mayıs 2007 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Bayramınız Kutlu Olsun!..

Merhabalar

Bir köşede bir şeyler karalayıp küfür dahil tepki alan herkes öyle mutlu olur ki inanamazsınız. Bir kere okunduğunuzu anlarsınız hoşunuza gider. Sonra dedikleriniz birilerine batmıştır ki zılgıtı yemişsinizdir, ee istediğiniz de budur. Yani köşeci olmanın dayanılmaz güzelliklerindendir alınan iyi kötü mesajlar. Aslansın, bir tanesin, koçumsun mesajları bile diğerlerinin yanında sönük kalır hani. Ama biri bana çıkıp şunu ima ediyorsun, niye açık açık söylemiyorsun dedi mi tüylerim diken diken olur, feleğim şaşar. Beni okuyup hala hangi tarafa baktığımı anlamayana diyeceğim çok şey olsa da söylememeyi yeğlerim. Yalnız, ben lafı doğrudan söyleyip kör gözüm parmağına demek yerine, kelime oyunları yapmayı seven ademlerdenim. Bunu da bendenizin kusuru veya özelliği kabul edin gitsin. Hem yaş hem de beden olarak eğilip bükülecek zamanı geride bıraktık çok şükür. Dün dediklerim kararsız kasım seçmene birkaç laftı. Yoksa benim aklım apaçık, öyle bir derdim yok. Olsa yanmışsınız zaten. Öyle yanar döner yazılar yazarım ki, ben neredeyim, burası neresi gibi abuk sorularla kendinizi meşgul edersiniz.

Efendim ben de imâ yok. Benim oyum her daim olduğu gibi gene nispeten sola. Solda yıllardır özlenen birlikteliği gerçekleştiren CHP ve DSP işbirliğine. Baykal Beye kızarız, yeri gelir döveriz ama yiğidi öldürür hakkını veririz. Bu birleşme ameliyesini çok başarılı bir şekilde sonuçlandırmıştır. Hizipçiliği, bencilliği ile eleştirdiğimiz Baykal Beyin bu başarısı takdire şayandır. Görüşmeleri at pazarlığına benzeten köşecilere de buradan saygı dolu mesajlar yollamayı atlamayalım. İki siyasi parti seçim için işbirliğine gidecek ama sandalye pazarlığı yapılmayacak. Neyi konuşacaklardı? Baykal Beyin lumbagosunu mu? İktidara alternatif olmanın bölünerek değil birleşerek olduğunu anlayan CHP DSP DYP ve ANAP yöneticilerine tebrikler. Gönlüm Zeki Sezer'i de Meclis'te görmek istiyor. İnşallah o da olur.

Kitleler meydanları doldurur, birileri bunları görmezlikten gelirken, yüze yüze günleri aştık 19 Mayıs'a geldik. Samsun'da başlayan şahlanısın 88. yıldönümü yarın. Sokaklardaki reklam panolarından mayolu kadın resimlerini komik gerekçelerle kaldırtan, 19 Mayıs törenlerine gençlerin kız erkek ayrı ayrı hazırlanmaları için yönergeler çıkartan ama tepede "şeriat kim biz kim" diyen dünün âleni günün gizli takkelileri ile bir 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı'nı daha kutlayacağız. Bu takiyye üstadlarından kurtulmanın yolu sandıktan geçiyor. Aklınızı kullanın.

Efendim bu hafta sonu ikinci 30.yıl kutlamaları için İzmir'de olacağım. Pazartesi sabah İstanbul'a avdet edeceğimden Pazartesi günü Kahve Molası mazeret izni kullanacaktır. Seven sevmeyen okuyucularımıza duyurulur. Hepinizin bayramını kutlar, Salı günü görüşmek üzere sağlıklı bir hafta sonu dilerim. Hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur




2 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku





Yukarı


 


 Atatürk diyor ki!


Posta Kartı olarak yollamak için tıkla
10.Yıl Nutku'nu izlemek için...

10.Yıl Nutku'nu dinlemek için...

ABD'ye hitaben yaptığı konuşma (1925)
Meclis Açılış Konuşması
Çeşitli Görüntüler


TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM KUTSAL ARMAĞAN

Sayın baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe malolmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.

Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.

Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.

Ey Türk Gençliği!

Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağıdır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir zafer kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün limanları ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olmak üzere, yurdunda, iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Daha kötüsü, iş başında bulunan kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin gençliği!

İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır!

          

Ata'ya mesaj Yaz / Oku

Yukarı


 


Seyfullah Çalışkan

 Deniz Fenerinin Güncesi : Seyfullah Çalışkan


  ÇAKI, ÇAKMAK, BIÇAK, TARAK -7

Yazın başında kâhya Thomas bir düzenleme yaparak İbrahimof ile Monika'ya mutfağın hemen bitişiğinde bir oda verdi. Bütün kadınlar daha önce kiler olarak kullanılan odayı temizlemeye, badanasını yapmayı ve birkaç parça eşya ile donatmaya yardım ettiler. Çünkü Stefan kadınlar yatakhanesinde bütün gece ağlayarak herkesin huzurunu kaçırıyordu. Çiftliktekiler savaştan habersiz yoğun bir yaz talaşı içindeydiler. Fakat kendilerine göre savaşın gidişatını da anlamaya çalışıyorlardı. Harman makinesini çeken traktöre artık yakıt bulunamıyordu. Ovanın üzerinden uçup giden uçak sayısı da her geçen gün artıyordu. Artık radyolarda söylenen zafer haberleri kimseye pek inandırıcı da gelmiyordu. Çünkü ovayı bıçak gibi kesip geçen ırmağın üzerindeki köprü son bir ay içinde iki kez bombalanmış ve yeniden onarılmıştı.

Son aylarda çiftliğin sahibi olan yaşlı karı koca neredeyse hiç kasabaya gitmiyor, evlerinden dışarı adımlarını bile atmıyorlardı. Söylenmese de ortada bir şeylerin ters gittiğine dair bir hava vardı. Geçen hafta çiftliğe ansızın askerler çıkıp gelmiş, bütün çalışanları avluya dizmişlerdi. Thomas soranlara "Askere alınacak gençler olup olmadığını bakmaya gelmişler."diye yanıt vermişti. Zaman su gibi akıp geçerken İbrahimof ve çiftlikte çalışan diğer esir arkadaşları Almanca konuşmayı her geçen gün biraz daha ilerletiyorlardı. Bazen dilleri dönmediği için konuşurken eksikleri olsa bile kendilerine söyleneni genellikle doğru olarak anlayabiliyorlardı. Kendi aralarında Almanca, Makedonca ve Sırpça karışımı bir dille şakalar bile yapabiliyorlardı. Bu çiftlikte çalışanlar arasında uyumu iyice geliştirmiş ve onları birbirlerine yaklaştırmıştı. Kocaman bir aile gibi olmuşlardı. Fakat öteki esirlerle İbrahimof arasındaki soğukluk her geçen gün artıyordu. Onun Manika ile birlikte yaşamasını döneklik gibi algılamakta çok ısrarlı görünüyorlardı. Bu durum İbrahimof'u çiftlikte çalışan Alman işçilerle yaklaştırırken, kendi arkadaşlarından uzaklaştırıyordu. Mecbur kalmadığı zamanlarda esir askerlerle aynı işlerde çalışmaktan uzak durmaya özen gösteriyordu. İbrahimof esir olduğu ve bu çitlikte çalıştırılmasını haksızlık olarak görmüyordu. Çünkü burada çalışan Almanlardan hiçbir farkı yoktu. Onlar para karşılığında kendisi ile aynı işleri yapıyorlardı. Ama kazandıkları para neredeyse hiçbir işe yaramıyordu. Sadece saklayabilir ve sürekli biriktirebilirlerdi. Kasabada bütün dükkânlar bomboş, lokantalar ve meyhaneler kapalıydı.

Önce sonbahar geldi, ardından yine acımasız bir kış… Çok açlık var diyorlardı. İnsanlar bir parça ekmek için yakında birbirlerini öldürürlermiş. Kasabada hırsızlık iyice artmış. Çiftlikte yaşayanların bir eli yağda öteki balda değildi ama aç da kalmıyorlardı. Hatta bazen etli yemekler ve tatlılar bile yiyebiliyorlardı. İşçilere et verilmesi için özel olarak hayvan kesilmiyordu. Genellikle hastalanan veya yaralanan hayvanlar onların kazanına giriyordu. Olsun varsın diyorlardı, buna da şükür… Stefan büyüyordu, alt çenesinde iki dişi çıkmıştı. Uçları iğne gibi sivri dişleriyle ne bulursa çiğnemeye çalışıyordu. Yaramaz, emerken annesinin memesini bile dişlemekten kaçınmıyordu. Üstelik artık eskisi kadar çok ağlamıyordu. Yakında yürümeye de başlardı. Monika, İbrahimof ve Stefan için yaşam kendi halinde akıp gidiyordu.

Kış sona erip çitlikte hareketli günler başlayınca Monika'nın ikinci kez hamile olduğu anlaşıldı. Mayıs ayında kusmaya, yediği her şeyi çıkarıp hastalanmaya başladı. Bu durum önceki hamileliğine hiç benzemiyordu. Çoğunlukla çalışamıyor, tarlaya bahçeye gidemiyor, zamanının çoğunu yatarak dinleniyordu. Ahırların, hayvanların, sütün ve peynirin kokusuna kesinlikle dayanamıyordu. Diğer çalışanlar Monika'nın yatmasına içerliyor, her fırsatta onun bu çiftlikte doğurmak için değil çalışmak için bulunduğunu kâhya Thomas'ın duyacağı şekilde dillendiriyorlardı. Özellikle işçilerin bir araya geldiği akşam yemeklerinde sözle sataşanlar ve iğneleyici laflar söyleyenler oluyordu. İbrahimof esir olduğu için kimseye bir şey diyemiyor, öfkeleniyor ve söylenenlerin altında eziliyordu. Neyse ki bu durum bir ayın sonunda kendiliğinden düzeldi.

Ağustos ayı ortalarında ovadan askeri birlikler geçmeye başladı. Tanklar bazı tarlalardaki ürünleri yerle bir ettiler. Askerler içinde yaralılar, hastalar, üstü başı perişan durumda olanlar çoğunluktaydı. Ekmek, su bile istemediler. Aceleci ve telaşlı, kaçar gibi geçip gittiler. Onların geçişinden sonra uçaklar da sustular. Ova derin bir sessizliğe büründü. Eylül ayının başında savaşın yakında biteceği söylentileri yayılıyordu. Çok geçmeden söylentiler gerçek çıktı. İbrahimof ve arkadaşları savaşın bitmesine çok sevindiler. Kasabaya gidip karakola başvurdular. Savaş esiri olduklarını ve buraya Yugoslavya'dan getirildiklerini beyan ettiler. Karakoldaki askerler onlara çitliğe geri dönmelerini, yakında memleketlerine dönebilmek için gerekli düzenlemelerin yapılacağını söylediler.

Monika bir akşam İbrahimof'a bundan sonra ne yapacağını, nasıl yaşayacağını ve geleceğe ilişkin olarak neler düşündüğünü sordu. Ondan Almanya'da kalmasını istedi. Burada birlikte yeni bir yaşam kurmayı düşlediğini söyledi. İbrahimof da ona zaten dönmeyi düşünmediğini, onunla mutlu olduğu yanıtını verdi. Sonra her ikisi de kendini düşlerin içine salıverdi. Konuştular, sular seller gibi durmadan konuştular. Uykuya dalmak için gözlerini kapattıklarında artık sabah olmuştu.

Seyfullah
seyfullah@kahveciyiz.biz


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 7,757,757,757,757,757,757,757,75
              4 Kahveci oy vermiş.

0 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

Yukarı


 


Ahmet Şeşen

 Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen


  Yerim seni ben yerim yerim

Aman da aman...
"Laiklik bir din değildir, islam bir dindir. islam ve laikliği aynı terazide tartamayız. Din üzerinden siyaset yapılamayacağı gibi laiklik üzerinden de siyaset yapılamaz" dermiş...

Yerim seni ben, yerim yerim..!
Türkiye'de en çok; demogoji yapan kafa karıştırıcılar seviliyor...
Ee, seviliyor ki yeniyor... Yeniyor ki seviliyor...

Aman da aman...
'' Devlet laik olur, insanlar laik olmaz. Biz devletin laik olmasını istiyoruz. Ya müslüman olacaksın ya laik ! Laikliğin tanımını değiştirmek lazım'' diye bir dediği diğer dediklerini çiğneyen nutuklar atarmış...

Yerim seni ben, yerim yerim..!
Türkiye'de en çok; takıyye yapanlar, o zaman başka şimdi başka diyenler seviliyor...
Ee, seviliyor ki yeniyor... Yeniyor ki seviliyor...

Aman da aman...
...miting sırasında okuduğu bir şiir nedeniyle Diyarbakır DGM'de yargılan, yargılama sonucu; Türk Ceza Kanunu'nun 312/2 maddesinden "Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçunu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırılan kişi :
"Canım, alt tarafı bir şiir okuduk diye ceza verdiler..." mazlum pozlarına yatarmış...

Yerim seni ben, yerim yerim..!
Türkiye'de en çok; gerçeği çarpıtanlar, muallak, üstü kapalı açıklamalar seviliyor...
Ee, seviliyor ki yeniyor... Yeniyor ki seviliyor...

Aman da aman...
"Anayasa mahkemesi'nin kararını saygıyla karşılıyoruz. Karar; demokrasiye sıkılmış bir kurşundur" deyince Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafindan; "Amacı aşan sözler söylediği ve kurumları hedef gösterdiği" iddiası ve "sorumsuzlukla" itham edilmesi üzerine; "O lafları oraya değil buraya söyledik !" diye çevir kazı yanmasın edebiyatı yaparmış...

Yerim seni ben, yerim yerim..!
Türkiye'de en çok; 9-8'lik ritimler ve bu ritimlere uygun kıvıranlar seviliyor...
Ee, seviliyor ki yeniyor... Yeniyor ki seviliyor...

Aman da aman...
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki mizah anlayışını ( "Ellerine çelik çomak verdim, oynuyorlar" diyerek ve üstelik bıyık altından gülerek ) terk eden siyaset kişisi, Türkiye'yi bir siyasi krize sürükledikten sonra istediklerini yapamayacağını anlayınca, "O zaman, Cumhurbaşkanını halk seçsin, üstelik 5+5 olsun, 2 sandık koyalım" buyurmuş...

Yerim seni ben, yerim yerim..!
Türkiye'de en çok; ancak yumurta kapıya geldiğinde aklına geleni söyleyen seviliyor...
Ee, seviliyor ki yeniyor... Yeniyor ki seviliyor...

Aman da aman...
"Biz tarafız, laiklikten yana tarafız, Atatürk ilke ve inkılaplarından asla taviz vermeyiz, her kim olursa olsun, Cumhuriyet düşmanlarına rejimi çiğnetmeyiz" diyen Genelkurmay Başkanlığı'na; "Genelkurmay Başkanlığı bana bağlıdır, anayasa ve demokrasi böyle" diye pozüstü ahkam kesermiş...

Yerim seni ben, yerim yerim..!
Türkiye'de en çok; başı sıkışınca demokrasiyi ve anayasayı hatırlayanlar seviliyor...
Ee, seviliyor ki yeniyor... Yeniyor ki seviliyor...

Aman da aman... Pek şekermiş, kaç yaşına girdi bu ?
..............
Ee, bunca yaşa gelmiş insan, bilmez mi her kuşun etin yenmez,
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ne idüğü belirsiz Taliban kılıklıların önünde diz çöken naçar kullarına, hukuğu guguk sanıp ulemada arayanlara, "Beni deliğe süpürmesinler, kullansınlar" diye mesajı gönderip sömürgecilerden medet umanlara, bir avuç petrol için o sömürgecilerin zulmünde inleyen müslümanları görmezden gelip onların yurdunu mesken tutanlara, vatanı için canını veren şehitlere kelle edebiyatı yapan ümmetçi takunyalılara, din sömürüsüyle politika yaptığını sananlara, vatanı ve özkaynaklarını haraç mezat satanlara
ASLA TERKEDİLEMEZ...

19 Mayıs Bayramı'mız kutlu olsun; yüreğinize Mayıs coşkusu ve gençlik dolsun, güneş;
1919 Mayıs'ının 19'unda olduğu gibi; Tandoğan'da, Çağlayan'da, Gündoğdu'da doğduğu gibi Samsun'da da yeniden doğsun. Doğsun ki; CUMHURİYET meydanını boş, ATATÜRK devrimlerinin aydınlığını loş, TÜRK MİLLETİ'ni liboş bulup devreye alınması istenen şu karanlık ampüller bir daha yanamayacak şekilde patlasın, "bindirilmiş kıtalar" diyenler 1000 değil milyonları görünce bir kez daha çatlasın...

asesen@kahveciyiz.biz


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 7,887,887,887,887,887,887,887,88
              17 Kahveci oy vermiş.

1 Yorum var.