 |
 |
|
18 Nisan 2007 - Fincanın İçindekiler |
|

Editör'den : Oğlum Reşit!.. | Merhabalar
İlk defa babamdan duymuştum herhalde. "Oğlum Reşit, sen söyle sen işit." Söylediklerini duymazdan geldiğimizde böyle derdi. Tayyip Bey iki gün sustu sonunda baklayı ağzından çıkardı. Belli ki göbek adı Reşit, yanlışlıkla Recep diye yazmış memur. Hiçbirşey anlamamış. Bir kulağından girmiş öbüründen çıkmış. Kalanları da kulak çubuğu halletmiş. Dediklerini şimdi buraya alsam, şah damarım başlayacak seğirmeye, o başlayınca kemiksiz dilim parmaklarıma hükmeder olacak diye korkarım. Sonra uğraş dur. "81 vilayetten bindirilmiş kıtalar"mış. Dili sürçtü herhalde. Binilmiş diyecekti ağzından bindirilmiş çıktı. Öyle ya oraya gelenler eşek yerine konulup üzerine binilmiş halk değil miydi?
Artık belli oldu, Tayyip Bey'den kurtuluş yok. Aksi benim için büyük sürpriz olur. Kendisinden, Devlet, Millet çıkarını gözetmesini beklemek bir umuttu, artık Kaf dağının ardındaki Anka Kuşu. En büyük üzüntüm nedir biliyor musunuz? Seksenli yılları Cumhurbaşkansız geçirmiştim, galiba önümüzdeki yedi yılda aynı olacak.
Dün aldığım kutlama mesajlarına tek tek cevap vermeye çalıştım ama yetiştim denilemez. Buradan hepinize kucak dolusu teşekkürler. Siz desteğinizi sürdürün, gerisini merak etmeyin. Kalın sağlıcakla.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...
Cem Özbatur
Yukarı
|
 |
Kahveci : Neslihan Güzel İLYAS HALİL |
|
İlyas Halil'i Bütün Dünya Dergisi'yle tanıdım. O akıcı ve şiirsel anlatımını çok beğendim. Kaç zamandır kitaplarını arıyordum ama bir türlü bulamıyordum.
Çoğu kişinin ismini bile duymadığı bir yazar, şairdir İlyas Halil. İki yıl önce "Dört Damla Bahar Yağmuru" adlı şiir kitabını okumuştum. Gerçekten de, bahar yağmuru kadar hızlı, berrak, su kadar şeffaftı şiirleri, bir nefes de bitiriverdim.
Bir kaç gün önce de elime "Boyansın Ramazan" adlı öykü kitabı geçti. Sahafın birisinde gördüm, kitabı görünce gözlerim parladı, hemen aldım. Tek kelimeyle, harika bir kitap bu. Okurken hem güldüm, hem düşündüm. O berrak ve yumuşak anlatımıyla, beni aldı çocukluğumun geçtiği Toroslar'a götürüverdi.
Çok hızlı hareket ediyorsunuz İlyas Halil'in kitaplarında. Bir bakıyorsunuz Toroslar'dasınız, bir bakıyorsunuz Kanada'da. Işık hızıyla geziyorsunuz dünyayı.
Hele öykünün ilk başındaki şiirsel anlatımı gerçekten harika. İnsan bu kadar yumuşak ve duygulu kurgu yapabilir ancak.
Onun gibi yazamadığım için, kendi kendime çok kızıyorum doğrusu!
Okuduklarımdan anladığım kadarıyla, çok gezmiş görmüş, duygulu bir insan İlyas Halil. Öykülerinde dünyanın pek çok yerinden bahsediyor. Birinci öyküde Adanada, bir kahvede sıcak çayını yudumluyor. Bir kaç dakika sonra öbür öyküsüne geçince kendinizi, New York'da bir sokakta buluveriyorsunuz.
Kahramanları da anlattığı şehirler kadar zengin. Kimi zaman tepelerde dolaştığı, çocukluk arkadaşlarını anlatıyor kimi zamansa, odacı Hindistanlı Salam'ı.
O kadar güzel, açık ve iğneleyici bir anlatımı var ki yazarın, hem okuyor hem de düşünüyorsunuz. Tarafsız ve açık anlatımın, ne kadar da güzel olduğunun tadına varıyorsunuz.
En güzel tarafı da, öykülerinin bitişi. İnsan neye uğradığına şaşırıyor. Bitişler bu kadar güzel, net ve vurucumu olabilir mi? okudukça gülmekten kırılıp geçiyorsunuz. Hele bu kitabın bitişindeki en son öyküsü yok mu? Tek kelimeyle mükemmeldi…( Notre Dame, sayfa 126, Boyansin Ramazan )
Kitaba ismini veren Boyansin Ramazan bir çingene, ayakkabı boyacısı. Adamla olan ahbaplığını o kadar samimi ve dürüst anlatmış ki yazar, hem acıdım ona, hem de insanların kardeşliğini bir kez daha gördüm. Ne olursa olsun bütün insanlar kardeşti ve aynı duyguları paylaşıyordu.
İlyas Halil'in bu özelliği çok güzel. Kitaplarında, bütün insanları kucaklıyor. Maria, Salam, Agop vb bütün karakterlere yer veriyor. Ve onları öyle bir anlatıyor ki, sanki yan komşunuz gibi samimi oluyorsunuz.
Toplumun gerçeklerini, çarpıcı ve açık bir şekilde, mizah yeteneğini kullanarak anlatmasına da diyecek yok doğrusu…
Ehh! bu kadar sözden sonra ne denir?
Kalemine sağlıkkk İlyas Halil!!!
Neslihan Güzel www.neslihanca.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          6 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
|
 |
Kahveci : Solmaz Akça Aşkım |
|
Aşkım;
Ayrılık özlemi şimdiden oturdu yüreğime... Senli dakikaların tebessümlü anıları düşerken usuma, sen kimbilir kaçıncı uykunun rüyalarını yaşamakta olacaksın! Bana sürekli bu ilişki nereye gider bilmem, diyorsun. Ben biliyorum. Bu ilişki ayrılığa giden yolda, durak arası mutluluklara gebe aşkım. Bu ilişki bitmeye mahkum :( Seni ne kadar sevsem de, sen beni ne kadar sevsen de gideceği yer belli. Bu yüzden bence uzun tutmamak lazım yolculuğu. Duraklar çoğaldıkça güzergahımızda; hikayelerimiz çoğalacak. Ve çoğalan hikayelerin bileti kesildiğinde; bu emin ol benim açımdan çok acı karelere sahne olacak. Bu ilişkinin gideceği yer belli. Mutluluk yok. Son istasyonda bizim için, ayrılık var...
Konuşmaların bile aslında bu bitmeye meyilli birlikteliği sorguluyor. Aramızdaki sevgi ve benim sana bağlılığım bile kurtarmaya yetmiyor bizi. Senin sonunu bildiğin ve benim tahmin ettiğim şey yavaş yavaş beni kemirmeye başladı.
Biz ayrı dünyaların insanıyız, repliği ilk defa başrolünde oynadığım bu sahnede söylendi. Biz ayrı dünyaların insanıyız. Ne beni hayatına kabul edersin bunca yaşanmışlığımla; ne de olduğum gibi sevebilirsin beni ilerleyen zamanlarda. Yani sonu bellli bu ilişkinin...
Aşkım hep diyorsun ya; nereye kadar gider bilmem ama diye, ben biliyorum ve sende aslında. Bu ilişkinin yazgısı belli! Son durak ayrılık... :(
Ben kapılarımı bile sana nasıl ve neden açtığımı çözememiştim. İlk başlarda arzuladığım ve bir oyun gibi başladığım bu aşk; şimdi avuçlarımı yakıyor sevdiğim. İçime aktığın o ilk günde; ruhumu içtiğinde, gözlerimin en derinine daldığında ve gizli, karanlık kapılarımın ardında ağlayan küçük, masum düşleri olan kıza sarıldığında sana güvendim. Beni sahiplenmen hoşuma gitti. İlk defa kendimi birine ait hissettim. Kendimi sana bıraktım. Sen nereye istersen o tarafa aktım. Seni sevmeye başladığımda ve telefonlarım cevapsız kaldığında sorguladım kendimi. Bu ilişki bizi ne hale getirecekti? Düşüncesi çığlık gibi dağıtsa da mesut gecemi ayrılmamız gerek sevgili. Senin aklında başka dünyalar, benim aklımda yalnız sen...
Kurduğun son cümle yazdırdı aslında bana bu satırları. "Bu ilişki nereye gider bilmem, ama ileride bir başkası olsada hayatımda, sen hep kal isteyeceğim yaşantımda..." Sen yazdın sevgili bu ilişkinin gittiği istikameti. Ayrılığa yürüyoruz. Ve ben artık biliyorum. Senin benimle ilgili düşüncelerin bile yokken, benim her saniyem sen olmuşsun. O halde artık bu otobüsü sürmek lazım son durağa... :(
Bu ilişkinin gideceği yer belliydi baştan. Ayrılığa binmiştim ve vardım sonunda. Kalbimde sen, ruhumda sen, kağıdım-kalemim sen. Bu varışta bir sen kaldın, seni atamayacağım kolay kolay atmayacağım içimden... Bana yaşattığın her saniye için sana milyonlarca kere teşekkürler... Seni seviyorum bir tanem...
Solmaz Akça solmaz.ca@hotmail.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          5 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
|
 |
Kahveci : M.Nihat Malkoç OKU(MA)YAN ŞEHİR TRABZON |
|
Ülkemizin pek çok farklı kültürüne beşiklik eden, bir zamanlar padişahların sokak sokak dolaşarak çocukluklarını yaşadığı, şehzadelerin yıllarca valilik yaptığı şehirdir Trabzon… İstanbul'un Fatih'i İkinci Mehmet'in topraklarımıza kattığı, her şeyiyle Türk mührünü vurduğu, İslam kültürüyle cilaladığı müstesna diyarlarımızdan biridir Trabzon…
Bilindiği üzere Trabzonlular son yıllarda büyük töhmet ve haksızlıklara maruz kaldılar. İki tane yeni yetme çocuğun hatası, koca bir şehrin sırtına yüklendi. Halkın moral değerleriyle oynandı aylarca. 'Trabzon' ismi maalesef cinayet lafzını çağrıştırır oldu. Oysa Trabzon ve Trabzonlular bu sıfatlara hiç mi hiç layık değildir. Hafızaların karartıldığı ve zihinlerin köreltildiği bir kampanya neticesinde herkes zarar gördü yaşananlardan…
Trabzon pek çok muhafazakâr şehir gibi bu ülkenin teminatıdır aslında… Bu şehirden hain çıkmaz, çıksa da burada barınamaz. Vatanını seven insanlar yetişir bu şehrin merkezinde ve varoşlarında. İşsizliğin ve aşsızlığın beraberinde getirdiği bütün sıkıntılarını içlerine atar bu şehrin genci ve yaşlısı… Kan tükürseler kızılcık şerbeti içtim derler.
Bugün Trabzon'un meselelerini ele alıp hararetle çözüm arayanlar, bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Bu şehrin en büyük derdi işsizlik, aşsızlık ve gayesizliktir. Her şeyi iş ve aş yokluğuna bağlayamazsak da meselelerin çoğu bu sebebe dayanıyor. Fakat iş ve aştan yoksun olan gençlerin çoğunun herhangi bir marifeti ve becerisi de yoktur. Bu şehirde kalifiye eleman arayanlar istedikleri vasıflarda insan bulmakta zorlanırlar doğrusu… Gerçi bu durum Trabzon'un değil, bütün Türkiye'nin kanayan yarsıdır aslında. Şehir insanının geleceğe dair fazla umutları da yoktur. Günü kurtarmak öncelikli gayedir.
Eskiden bu şehirden çok miktarda aydın çıkardı. Şairler, yazarlar ve araştırmacılar sürekli eser verirdi. Çünkü insanlar gece gün demeden okurdu. Fakat son yıllarda Trabzon'un aydın damarı da kuruma eğilimindedir. Bunun en büyük nedeni okuma ve sosyal etkinlikler hususunda yeterince organize olamamaktır. Bugün Trabzonlular, geçmişle kıyaslandığında, yeterince okumuyorlar. Daha çok duyduklarına itibar ediyorlar. Bu kanaate rahatça varabiliriz. Durum böyle olunca genç beyinler kolayca uç noktalara kayabiliyor.
Şehrin ve buraya bağlı köylerin halkı okumayı bir ihtiyaç olarak görmüyor. Kırsal kesimde okuma yazma bilmeyenler de az değildir. Özellikle geçmişte bir hata sonucu okuyamayanlar bunun bedelini daha büyük kayıplarla ödüyor. Okuma yazma bilenler, hatta yüksek öğrenime devam edenler kitap okusa da bu hususta isabetli kararlar veremiyorlar. Çok kere düzeysiz kitaplarla zaman öldürüyorlar. Spor ve magazin gazeteleri Trabzon'da daha çok tercih edilerek okunuyor.
Trabzonspor'un varlığı, içeriği spordan öteye gitmeyen gazetelerin daha çok tercih edilmesinde önemli bir etken oluyor.
Geçtiğimiz senelerde, özellikle ramazanlarda bu şehirde kitap fuarları düzenlenirdi. Halk kitapla ve yazarlarla buluşturulurdu. Geçen sene Dünya Ticaret Merkezi'nde böyle bir organizasyon gerçekleştirildiyse de yeterli tanıtım ve başarılı bir organizasyon gerçekleştirilemediği için fazla bir ilgi ve katılım görmedi. Oysa bu gibi faaliyetlerin daha organize, planlı ve sağlıklı gerçekleştirilmesi gerekir. Bu şehrin hemen yanı başında havaalanı vardır. İstanbul'daki bir yazar bir saatte Trabzon'a gelerek okuyucusuyla buluşabilir. Beş yıldızlı oteller ve konaklama tesisleri mevcuttur. Şehre kültürel manada fazla bir katkısı olmasa da çok eski ve köklü bir üniversitemiz vardır. Lakin işin kötüsü, şehirde ciddi bir konferans salonu yoktur. Bu şehre tez elden adamakıllı bir kültür sarayı yapılması şarttır.
Trabzon'a Nuri Okutan gibi geçmişi başarılarla dolu, eğitimi her şeyin üstünde tutan çok değerli bir valinin atanması bizim için bir şanstır. O vali ki Sakarya'da görev yaptığı zamanlar "Okuyan Şehir Sakarya" adlı projenin mimarlığını yapıyordu. Niçin şimdilerde Vali Nuri Okutan öncülüğünde belediye ve sivil toplum kuruluşlarının desteklediği "Okuyan Şehir Trabzon" adıyla bir proje gerçekleştirilmesin. Valimiz Okutan, soyadıyla münasip olarak Trabzon'u da okumaya yöneltirse bu bizim için en büyük kazanç olur. Kendisinin bu gibi projeleri zihninde tasarladığını düşünüyorum. Şimdilerde şehri ve şehrin yapısına tesir eden mahfilleri tanıma gayreti içerisindedir. Bu süreçten sonra varlığını iyice hissettirecektir.
Trabzon'da bir hareket başlatılmalıdır. Okuma, öğrenme, spor ve sosyal etkinliklerden ibaret olan bu hareket, halkı kendine getirecektir. Fuarlar, imza günleri, konferanslar ve paneller düzenlenerek şehrin donuk yüzüne kan ve can getirilmelidir. Şehir sosyal faaliyetlere, kitaba, yazara ve okumaya doyurulmalıdır. Trabzonluların zihninde kitap meşalesi yakılmalıdır. Okullarda ciddi ödüllü yarışmalar düzenlenmelidir. Bu yarışmalara geniş katılımlar sağlanmalıdır. Gençler kahvelerden koparılıp muhakkak kitaba yönlendirilmelidir.
Eskiden, Belediye Başkanı Asım Aykan zamanında halka ve öğrencilere yönelik hemen her ay bir şiir ve kompozisyon yarışması düzenlenirdi. Fakat bugünkü belediye birkaç ses yarışmasından ve festivalden başka kültür adına bir şey yapmış değil. Yine Aykan döneminde Belediye halkın ihtiyaçlarını dikkate alarak değişik konularda kitaplar yayınlar, bunları halka ücretsiz dağıtırdı. Bunu yaparken kasasından da bir kuruş çıkmazdı. Hayırsever kişiler bu faaliyetlere destek olurdu. Fakat bugünkü belediye yönetimi cumhurdan kopuk bir görüntü çizmektedir. Okullara yönelik sosyal faaliyetlere pek sıcak bakılmamaktadır.
Yeni valimiz Okutan'ın şiire ve edebiyata gönül veren bir insan olduğunu kendisiyle yapılan bir röportajda okumuştum. Hatta amatörce olsa da şiirle ilgilendiğini de belirtiyordu o röportajda. Bu bizim için şanstır. Bu özelliklerini kısa zamanda Trabzon'a da yansıtacaktır.
Bu arada yerel kanallara da bir çift sözüm var. Yerel kanallar gece gün demeden sporla yatıp kalkacak yerde biraz da kültür, sanat ve edebiyata zaman ayırsa çok daha isabetli olur. Trabzon'un bir futbol kenti olmasının yanında; bir kültür, sanat ve edebiyat şehri olduğunu da unutmamalıyız. Futbola gösterdiğimiz ilginin en az yarısını okumaya, öğrenmeye göstermeliyiz. Seyircilere sabahtan akşama kadar müzik ve futbol dayatmak sorumlu yayıncılık anlayışıyla bağdaşmaz. Gelin sizler de yayıncılık anlayışınızı bir gözden geçirin.
Trabzon'un şiddetten uzak, okuyan, düşünen, sorgulayan bir şehir olması ancak kültür ve sanat faaliyetlerinin çoğalmasıyla mümkündür. Fakat bu faaliyetlerin gerçekleşmesi için ne doğru dürüst bir salonumuz, ne de bu işe gönül veren ciddi sivil toplum kuruluşlarımız var. Yeni valimiz Okutan'dan şehrin imajını öncelikle bu yönde şekillendirmesini istirham ediyoruz. Okuyan, muhakeme eden insanlardan kimseye zarar gelmez. "Okumayan Şehir Trabzon", Vali Okutan'ın gayretleriyle "Okuyan Şehir Trabzon"a dönüşmelidir. Hem de hiç zaman kaybetmeden. Beklemeye tahammülümüz ve zamanımız yok… Hemen şimdi!...
M.Nihat Malkoç mnm61mnm@hotmail.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          1 Kahveci oy vermiş. |
|
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
|
"AT" HAKKINDA DİYECEKLERİMİZ
AY hakkında yazdığım yazının sonrasında OY hakkında da deyişlerimi isteyen dostlarımı kıramamıştım. Kahveci arkadaşlarımızdan SN. BANU CHOUARD AT hakkında yazılacak olan kurguya sıra gelecekmi diye soruyor, bir Kahveciyi kırmak ne mümkün.
Efendime söyleyelim, AT , dünyamız motorize olmadan çok önceleri pahasını biçmeye ölçü konulamayan bir varlıktı. . Bazıları hayvandır diyecek ama ben bu yakıştırmayı kabul edemiyorum.
Günümüze kadar uzanmış olan "AT - AVRAT - SİLAH" erkekçesine oluşan söylemi nasıl ters yüz edebiliriz. Onun içindir ki AT dilimizin türeyen kelime zenginliğinde büyük yer tutmaktadır.
Gençliğimde okuduğum Nail Abbas Sayar'ın "YILKI ATI"romanı benim belleğimden hiç silinmemiştir. (1970). Artık işe yaramayan atları (YILKI ATI) bozkırlara salıyorlar ve ölüme terkediyorlar. Bu vahşeti tüm içtenliği ile işleyen yazar , aslında insanlara anlamlı mesajlar vermekte idi. "Kurt kocayınca ormanın maskarası olurmuş. "O hesap, insanlar yaşlanınca da öyle olmuyor mu?
2
AT karakteri itibariyle kıskanç, hep öne çıkmak isteyen yapısı yönüylede liderliğin nitelikleri ile donanmıştır. Ancak sadık - güvenilir -duygusal değerleri ile neticeye ulaşmak için tüm engelleri aşmaya şartlanmıştır. Bu sebepledir ki o hep insanlara hizmet için kullanılmış giderek liderlik özelliğinden istifade edilerek AT yarışlarına kadar uzanan bir dizi işlevi yerine getirmesi sağlanmıştır. Öyleki ATlar bazılarının Bahtını da açmış, hayatlarını değiştirmiştir.
Eski Türklerde Kısrak sütünden KIMIZ adı verilen , Kefire benziyen alkol ile işlem görmüş bir içki yapılırmış. İslamiyetten sonra sarhoş etme özelliği olduğundan yasaklanmış. Hala Rusyada haralarda bu içkiyi elde etmek üzere kısrakların yetiştirilmeye devam edildiği söyleniyor.
Ya hey, ATLARIN edebiyatımızda ki yeri mısralarda devleşen sözcükleri nasıl unutulur. Yahya Kemal Beyatlı'nın HAN DUVARLARI şiirine başlarken yağız atlar kişnedi deyişi tüm tarihi kapsamıyormu. Hele AKINCILAR şiirinde ki Bin ATlı ogün çocuklar gibi şendik - Bin ATlı ogün dev gibi bir orduyu yendik dizeleri gözlerinizi yaşartmıyormu. Bunları sizlere soru olarak yöneltmiyorum, (?) işaretini dahi koymak içimden gelmiyor. MOHAÇ TÜRKÜSÜ şiirinde Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanATlı - Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz ATlı. Tüylerim diken diken oluyor, by - pass'lı kalbim dayanacak artık, çünkü anmaktan mutluyum.
İlk okuma yazmaya başladığımız da hecelemeyi anımsayın. "Topu tut bana AT" Tenessüflerde ip ATlamaya çalışan çocuklar gözüme geliyor. At çiftliklerinde Midilli ATına binen miniklerin ürkek ve gülücüklerle dolu dünyaları ne hoştur.
Senelerce evvel seyrettiğim bir tiyatro oyununda Sevgili Zeki Alasya'nın Metin Akpınar'a telefonda "Metin sana ihtiyacım var, ATla gel" deyince "Nerde bulayım şimdi ATı, gelemem demesi" seyredenleri kırmış geçirmişti.
Bizim vefalı, duygusal ve cefakar AT - larımız bakınız sözlüklerde nerelere takı olmuş, türemiş ve üremiş, üretilmiş.
Hayır , tabii bir dilin anlamı kendinden menkul türemelerine benim dahli vücut eylemem eksik kaçar. Yalınız ben az biraz bildiğim İngilizce de veya diğer dillerde olmuyor, DERDİM BU. Affola . . . Bu AT takılarla ve üreme türetmelerle Arapçadan - Acemceden - çokcası
Osmanlıcaya yapışık düzen teraslanmasından böyle olmuş herhalde.
İngilizce de Atın karşılığı-HORSE -Şu İngilizceyi iyi bilenler lütfen aşağıda sıralayacağım kelimeleri HORSE ile tamlamaya çalışsınlar veya varsa bana yazıp bildirsinler:
HAYAT - SÜRAT - SURAT - SANAT - YATAK - SAKAT - KAT - YAT - SAT - İNAT - HOYRAT - SAAT. . . Bu uzar gider , neme lazım , Şu kelimeyide söylemeden yapamıyacağım:FAKAT. Elin oğlu her türlü iltifatı yaparak övgü dolu sözleri sıraladıktan sonra devam ederek bir FAKAT çeker ki alimALLAH. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . deyiverir. Noktalı yerleri herkes istediği gibi doldursun, ben açamayacağım. . .
Şimdi ben gerçekten kendi uslubuma , yazı formATıma dönmeliyim, ÇATyacağım.
Efendim, kimse alınmasın kızı istemeye geleceklerinde oğlanın KATI - YATI varmı diye şöylecene dilin ucuyla aracıya sorarlar. Dilin ucuyla sorarlar ki böyle şeylere kıymet vermedikleri , önemli olanın saadetleri olduğunu ima etmek içindir. Hani kızlarının vakti gelip geçmekte olsa dahi . "Kısmetse olur bekleriz "deyip yani gelsinler Tanrı Misafiri red edecekler değiller tabii .
Oğlan - Kız evlat azıcık şirazesinden çıkınca "Ne yapalım ATSAN ATAMAZSIN , SATSAN SATAMAZSIN"diyerek anne ve Babalar teselli bulmazlarmı?
Yurdumuzun bir takım değerli kişileri verilen değeri hazmedemeyince daha doğrusu "Ben neymişim yahu"diye işkillenince ATIMINDAN geçilmez. Bu gibilere kasıntı diyenlerde çıkar kanaATımca. . .
Şimdileyin bu yazıyı uzatıpta döktürmeye devam edip EDEBİYAT parçalamaya kalkarsam "Bu adamda kendisini büyük bir yazarmı sanıyor ne"derlerde bizim Kahveciler ile bu şekilde düşünenlerin arası açılır. Hani ya ben kavgayı hiç sevmem. AMA üstüme gelen olursa da bir KAFA ATARIM olur biter.
AT EN GÜZEL EN ANLAMLI EKİ DE ŞU SÖZCÜKTE ÇAĞRIDA ALMIŞ:
ATAM.
Beltan Göksel
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          1 Kahveci oy vermiş. |
|
| | |
|