Ekonomik Ticaret



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 5 Sayı: 1.135

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 26 Ocak 2007 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Mola zamanı!..


Merhabalar,

Günlerdir süren, bu sayfalardan gün içindeki yazışmalara kadar gündemimize giren tartışmalara artık biraz mola vermek zamanı geldi. En azından hafta başına kadar susmaya karar verdim. Olayların küllenmesini beklemek, ağızdan çıkanla beynin koordinasyonunu sağlayacak diye düşünmekteyim. Zira gergin dönemlerde ak diye bağırdığının b.k diye anlaşılmasını önlemek oldukça zor olmakta. O nedenle bugün sizleri aşağıdaki dostlarla başbaşa bırakıp erkenden köşeme çekiliyorum. Pazartesi görüşmek üzere hoşçakalınız.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur




2 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku





Yukarı


 


Cumhur Aydın

 Önce İnsan : Cumhur Aydın


  Devlet

Uğur Mumcu ve Muaammer Aksoy'u öldürülüş yıldönümlerinde anmak ve ülkenin-dünyanın geçirmekte olduğu süreci değerlendirmek için gerçekleşen ve bu yılki ana teması "tarikat-siyaset-ticaret" olarak şekillenen "Adalet ve Demokrasi Haftası (24 -31 Ocak" etkinliklerine hazırlanırken, bir başka gazetecinin öldürülme haberiyle sarsıldık.

Hrant Dink… Ermeni asıllı Türk Yurttaşı. Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni. Son yazısında samimiyetimden başka silahım yok ve kendimi ülkemde ürkek bir güvercin olarak hissediyorum diyen Dink.

Önce; yüz kez, bin kez daha bir insanın, bir babanın ve bir gazetecinin en temel yaşama hakkının elinden alınmasını kabul etmediğimizi, etmeyeceğimizi haykıracağız.

Düşüneceğiz sonra. Bilgilerimizi arttırarak fikir sahibi olacağız. Sonra hareket edeceğiz.

Bu yazıda tekrarlardan mümkün olduğunca kaçınarak satır başlarıyla daha önce belirtilmiş ya da altı yeterince -bu yönleriyle- kalın çizilmemiş kimi değerlendirmeleri paylaşmak isterim:

- Uğur Mumcu ve Hrant Dink cinayetlerinin ortak yönleri var mıdır?
- Evet, vardır. İkisi de Orta Doğuda mevcut ulus devletlerin ve bu coğrafyadaki Türkiye Cumhuriyeti'nin zayıflatılması ve içerik ile sınırlarının şekil değiştirmesine yönelik genel saldırı planının işine yaramaktadırlar.

- Başka ortak yanları?
- Her iki gazeteci de olanca dürüstlük ve açıklıkla, sahicilikle ve en etkin, en korkusuz biçimde görüşlerini savundukları için 'yerleri gerçekten doldurulamaz' hedeflerdir.

- Son dönem eylemlerinin (Danıştay, Trabzon Kilise ve Agos Gazetesi saldırılarının) ortak yönleri olabilir mi?
- Her üçünde de sanki öldürenler gizlenmek için hiç bir çaba göstermemişlerdir. Sanki birileri bu cinayetlerin -tetikçiler ve yakın çevresi olarak- kimler tarafından planlanıp gerçekleştiğinin kısa zamanda, kolayca anlaşılır olmasını istemiştir.

- Son onyedi yılın tüm cinayetlerinde ortak yönler?
- Gerçekleşmelerinde Türkiye'deki uygun ortamların (gelir dağılımı, eğitimsizlik ile neredeyse planlı bir biçimde din ve etnik yapı farklılıkları derinleştirilerek hazırlanan yapılanmalar) ortaya çıkardığı kişi ya da kişiler kullanılmıştır. Her dönemin hükümetleri gerek hedef olabilecek insanları korumada ve gerekse olası kullanılacak grupların önceden ortaya çıkarılmasında edilgen ve kayıtsız davranmışlardır.

Benim sözlerim de var!

Her cinayet ertesinde "devlet" üzerine bu kadar yüklenilmesini son derece manidar ve bir o kadar da haksız buluyorum. Devlet dediğiniz; erkleri, nihayetinde seçimlerle başa geçirdiğiniz parlemento ve hükümet üyeleri tarafından kullanılan bir mekanizma değil midir?

Devlet kavramına saldırırken, onun içini boşaltırken durup düşünmez misiniz?

Örneğin son elli yılın iktidarları daha özgür, daha fazla eğitimli, daha fazla üreten ve daha hakça bölüşen vatandaşlar olarak yaşamamız için nasıl bir plan, gayret ve mücadele içinde olmuşlardır?

Olmuşlar mıdır?

Üniter, laik devletin en temel özellikleri kemirilirken; bu saldırıların gerçekleşmemesi ya da olduklarında doğru ve emperyalizme hizmet verecek biçimde değil, insanlık aydınlanmasının, hümanizmasının kilometre taşlarını referans alarak arka planlarının algılanabilmesi için ne yaptılar, ne yaptık?

Gelir dağılımını mı düzeltmeye çalıştık? Eğitim hamlesi mi başlattık? Bilimsel temelli ulusal enerji, ulusal ulaştırma benzeri planlar mı hazırlayıp, uyguladık?

Bütün bunları politikacılar yapmaya kalktı, aydınlar, medya destekledi de, devlet bir hayhula olarak ete kemiğe bürünüp, bunların elini mi tuttu, onlara engel mi oldu?

Devlet kavramını un ufak etmeye hazırlanırken, bireysel olarak kendinize sormaz mısınız?

Her yaştan, her gelir ve eğitim grubundan, ülkenin doğru ellere teslimi ve temsili ile bizzat sizin, kendinizin doğru, dürüst, namuslu ve vicdanlı bir birey olarak davranmanız için nasıl bir uğraş verdiniz? Bu uğrtaşta ne bedeller ödediniz?

Yoksa, kötü gidişe ah vah çekip, kendi "işinize mi baktınız?"

Ya sen anlı şanlı medya ve medyatörler? Güya meslektaşları arkasından göz yaşı döküp, önce insanları sonra devleti suçluyorlar!

Bunca bilgi kirliliğine bizzat siz neden olmadınız mı?

Bu halkın bomboş dizi ve filmlerle uyutulmasına, beyinlerinin boşaltılmasına ve sizin, sizleri parayla yönetenlerin istediği gibi doldurulmasına hizmet vermiyor musunuz?

Ne o timsah göz yaşları, çok bilmişlik kibirleri?

Bitirirken… Olayın dramatikliği bir yana beni en çok düşündürten ve hatta gülümseten Ertuğrul Özkök'ün yorumu oldu. Özkök medyanın bu cinayetleri küçük bir gruba maledip kapatma çabalarına nazire "Keşke altından örgüt çıksaydı, şimdi durum daha da kritik" diyordu. Üstada göre her aklına esenin her şeyi yapabileceği bir ortama sürükleniyorduk.

Belki bir yönüyle doğru. Ancak beni gülümseten kendimce çıkardığım şu ayrıntı oldu:

"Derin, kimi kez uluslar ötesi örgütler" ; sonuç itibariyle onların çıkarlarına hiç ters düşmeyen, onların varlıklarını hiç kurcalamayan Ertuğrul Bey gibi gazetecilerin kılına dokunmazlardı elbet. Ancak ya bu kontrolsüz gençler durup dururken şu Medya Plazalarının içindekileri hedef alırlarsa?

Yok canım!

Cumhur


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              4 Kahveci oy vermiş.

1 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

Yukarı


 


Seyfullah Çalışkan

 Deniz Fenerinin Güncesi : Seyfullah Çalışkan


  YAVRU KEDİNİN GÜNLÜĞÜ-2

25 Haziran 2006
İnsanları hiçbir zaman anlayamayacağım. Bu gün kardeşimle karnımız doyurmak için çöp konteynırına gittik. Altını üstüne getirdik ama yiyecek hiçbir şey bulamadık. Tam ümidimiz kırılmış, yuvamıza dönüyorduk ki şansımız döndü. Çöpe orta yaşlı bir kadın geldi. Elinde gazete kâğıdına sarılı balık kafaları, kılçıkları vardı. Gazeteyi çöpün yanına açıp bize büyük bir iyilik yaptı. Gerçek anlamda bir ziyafet oldu. Kadının elinden tutan küçük kız uzanıp beni sevmek istedi. Bende ziyafete teşekkür etmek için kızın ayaklarına sürtünüp duruyordum. Kadın hemen küçük kızı geri çekti. "Dokunma şu pis kedilere. Bunlar zaten pire kaynıyordur." dedi. Çok utandım ve kendimi aşağılanmış hissettim. Annem her akşam bizim tüylerimizi yalayarak pırıl pırıl yapıyordu. Pirelenmemize asla izin vermez. Karnımızı doyuracak merhametli bir kadın nasıl bu kadar sevgisiz olabilirdi. Hiç anlamıyordum. Yediklerimin hepsini kusup çıkarmak istedim.

28 Haziran 2006
Annem bu gün kardeşim ve beni yuvamızdan alıp birkaç sokak aşağıda bir yere götürdü. Orada bir kasap dükkânı vardı. Dükkânın sahibi gerçekten iyi biriymiş. Ara sıra etlerden çıkardığı sinirleri ve yağ parçalarını kedilere köpeklere veriyormuş. Çok aç kaldığınızda bu kasabın önüne gelebilesiniz dedi. Elbette kasap kedileri görür görmez hemen önlerine et yağdırmıyordu. Bir arabanın altına ya da ağaç dibine saklanıp sabırla beklemek gerekiyordu. Sabahları erken saatte dükkânını açarken burada bekleşen kedilere mutlaka bir şeyler veriyormuş. Bunu da işinin uğuru, bereketi sayıyormuş. O gün annem ve kardeşimle orada epey bekledik ama kasap hiçbir şey atmadı. Annem "Sabırlı olun mutlaka verir." diyordu. Ama kardeşimle ben sıkılıp oyun oynamaya başlayınca annemin de sabrı tükendi. Kasabın önündeki bekleyişimizi sonlandırıp kendi sokağımıza dönmeye karar verdik. Fırının önünde annem bizden ayrıldı. Bize eve gitmemizi söyledi. Kendisi de az sonra gelecekmiş. On dakika bile geçmeden ağzında besili bir serçeyle çıkıp geldi. "Siz de avlanmayı öğrenmelisiniz. Yemek her zaman insanın ayağına gelmez. Hazırcılar açlıktan ölüp giderler."diyordu. Serçenin yarısını kendisi yedi. Öteki yarısını da kardeşimle aramazda paylaştık. Yine her zamanki gibi kardeşim aç gözlülük yapıp büyük parçayı kaptı. Ben de bana kalanla yetinmek zorunda kaldım.

02 Temmuz 2006
Bu gün ilk defa bana bir insanın eli değdi. Babaannesinin ona seslenmesinden biliyorum adının Duygu olduğunu. Bu sabah onunla bahçeden geçip çöpe giderken apartmanın girişinde karşılaştık. Önce korktu benden. Kaçar gibi yaptı. Sonra yavaş yavaş bana doğru yürüdü. Eğilip önce sırtıma dokundu. Başımı ve kuyruğumu okşayarak beni sevdi. Beceriksiz elleriyle beni kavrayıp kucağına aldı. Kucağı sıcacık ve yumuşacıktı. Tırnaklarımı iyice patilerimin içine çektim. Onu tırmalamak, incitmek istemiyordum. Sonra balkona çıkıp babaannesi onu çağırdı. Usulca kucağından yere atladım. Görünmeden sokağa doğru koşup uzaklaştım. Evet, ben insanları seviyorum. Özellikle de çocukları… Bana pis, pireli deseler de, kötü davransalar da, kovalasalar da yine seviyorum.

06 Temmuz 2006
İnsanlar bize nankör hayvan diyorlar. Kedilere iyilik yapsan bile onlar bunun kıymetini bilemezmiş. Darda kalınca yapılan iyiliği unutup hemen tırmığı basarmışız. Bunların hepsi yalan. Duygu beni bazen kucağına aldığı zaman canım acıtacak kadar çok sıkıyor. Ama ben hiç onu tırmalamıyorum. Hırsız olduğumuz hakkındeki söylentilere hiçbir şey demiyorum. Çünkü aç kalınca gerçekten yiyecek çalıyoruz. Ama bunu da keyiften yapmıyoruz. Yerden bir sıçramalık yükseklikteki balkonda dizi dizi sucukların asılı olduğunu görseniz siz ne yaparsınız? Kimse eğlence olsun, macera olsun diye hırsızlık yapmaz. Annem işte aynen söylediğim gibi alçak balkonun birinden kocaman bir kangal sucuk çaldı. O balkona atlayınca biz de etrafı kolaçan ettik. Sucukları ipinden koparmak hiç de kolay olmadı. Evin sahibine yakalanacak, kafasına süpürge sapını geçirip öldürecekler diye çok korktum. Annem bizim korkudan titrediğimizi görünce çok güldü. "Buna alışmalısınız. Sokak kedisi olmak sıcacık soba başında uykuya yatmak ve yemeğinin ayağınıza gelmesini beklemek değildir."dedi.

10 Temmuz 2006
"Kedi olalı anca bir sıçan tuttu." sözüne çok gıcık kapıyorum. İnsanlar her konuda bize karşı ön yargılılar. Kedilerle ilgili cümleler kesinlikle beceriksizliği örneklemek için kullanılmamalıdır. Ayrıca kedileri sürekli fare peşinde koşan hayvanlar sanmakta yanlıştır. Fare dışında kuşları, böcekleri ve birçok hayvanı avlayıp karnımızı doyururuz. İnsanların önce kendi yedikleri şeylere baksınlar. Hiçbir kedi zehir gibi acı biberleri yemez. Ocağın üstünde Fokur fokur kaynayan çayı bardağa koyup içmek, yemeği alıp sıcak sıcak mideye indirmez. Cam bardak, çivi, iğne, jilet yiyenlerden söz etmek bile istemiyorum. Bu gün çok canım sıkılıyor. Kardeşimle arka bahçede biraz oynadık ama yine de canımın sıkıntısı dağılmadı. Sürekli uyumak istiyorum. Annem dün geceden beri yanımıza hiç uğramadı. O kendini korumasını bilir ama yine de aklıma kötü kötü düşünceler geliyor. Bu gün canım çok sıkılıyor. Zaten kardeşimin de hiç neşesi yok.

Seyfullah
seyfullah@kahveciyiz.biz


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              6 Kahveci oy vermiş.

3 Yorum var.Yorum Oku   - Yorum yapabilmek için Sisteme Giriş yapmalısınız.


Yazdırmak için tıklayınız.

Yukarı


 


Ahmet Şeşen

 Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen


  Refik ile Refika

- Yine dolanıp durma şu TV kanallarının arasında, seç birini, başım döndü be kadın !
Senin başın ezelden beri dönüktür zaten. Bügün maç yok diye hepten dönmüştür şimdi.

- Haftada bir, bilemedin iki gün.. Bazen de üç gün olsun, nedir yani ? Senin gibi zap zup yapmıyorum üstelik. Açıyorum kanalı, doksan dakika kıpraşmak yok. Öyle değil mi Refika Hanım'cığım.
Evet Refik Bey'ciğim, siz öyle diyorsanız öyledir. Görüyor musun yaptığını şunun ? Vah vaaaaah, körolmayasıca ?

- Noooluyor yine ? Nedir bu heyecan ?
Penaltı gibi birşey Refik, anlatamam şimdi. Öyle dizinin ortasından girip; "Noooluyor" diye sorulmaz efendim, izle, ondan sonra sor ne soracaksan.

- Tamam yahu ..! Aaa, reklamlar girdi, anlat bakayım.
Az önceki oğlan var ya.. Onur yani... Üffff, hiçbirşey bilmiyorsun, bön bön bakıyorsun. Onur diyorum, Onur...

- Bir kere o Onur değil Sinan, yeme beni ! Hatta; Aliye'nin eski kocası değil miydi ?
Ooooo, Sinan biteli neredeyse Binbir Gece oldu be !

- Sahi, az önce bakındım ama Aliye de yok ortalıkta. Yoksa fiyat konusunda anlaşamamışlar mı ?
İlahi Refik Bey, sen hatırlamazsın şimdi Aliye, eskiden Semiha idi.

- Yok canım, daha neler. Benimle kafa buluyorsun değil mi Refika ?
Neden kafa bulayım ayol, hatta Ahmet ile birlikte idi o dizide.

- Ahmet kim ya ?
Hani sen severdin ya, "Dadı"nın Ömer Giritli'si olan Ahmet...

- Ben daha bunamadım, onun adı Faruk idi bir kere.
Haaa, sen bunamadın ama karıştırdın. Dadı'nın Ömer Bey'i, Belalı Baldız'ın Faruk'u oluyor aynı zamanda. Ahmet olduğunda da Aliye'nin Semiha'sı ile birlikteydi işte.

- Yanlışın var tatlım, onun adı Aslı idi, "Evdeki Yabancı Damat" mıydı neydi adı bilemedim. Yahu muhterem, Evdeki Yabancı ayrı, Yabancı Damat ayrı. İşte o Aslı, Faruk'un eşi idi, hatta "Belalı Baldız"ının adı da senin sevdiğin Arzu idi, hatırlasana. - Benim sevdiğim Arzu, "Belalı Konak" dizisinde değil miydi ? İlahi Refik Bey'ciğim, Belalı değil Asmalı o Asmalı. Adı da Bahar mıydı Gülsüm müydü ? Hay Allahım, beni de şaşırttın. Bahar'dı elbette. - Bence sen yanılıyorsun, hatta Türkan'da vardı o dizide, "Çat Baca" mıydı neydi adı ?
Beni delirtmek için yapıyorsun değil mi Refik ? Çorbaya çevirdin ortalığı. Seymen Ağa'nın yanında Bahar olan, Türkan'ın yanında ancak Gülsüm olur. "İkinci Bahar"ın Bahar diye bir karakteri yok bir defa.

- Türkan'ın yanında Kuru Temizlemeci İhsan Bey vardı bir kere, kandırma beni. Üstelik; Seymen Ağa değil, onun adı Baran idi. Yanıldın işte dizikolik Refika Hanım, yanıldın...
"Tatlı Hayat" ile Bahar'ları karıştırdığına mı yanayım, "Haziran Gecesi" ile "Asmalı Konak" arasındaki kel alakaya mı bakayım, bilemedim vallahi ! "Çat Kapı"dan söz etmeyeceğim bile sana.

- Kapı veya Baca ne farkeder ? Detaylarda boğuluyorsun Refika Hanım'cığım sadede gel, o "Çat Kapı"nın beyaz saçlı yakışıklı maçosu Fırat değil miydi ?
Ayol, maço olan "Çocuklar Duymasın"ın Haluk'u. Fırat olan ise "Yağmur Zamanı". Nasıl da uyduruyorsun, pes yani !

- Ne malum senin doğru söylediğin. Bence; maço Haluk değil, Levent. Karısı da Meltem.
Hatta o Meltem, üst katta üç gence kiraya verdikleri daire için kavga etmiyor muydu kocası ile ?
Hüsnü'nün Perihan'ından söz ediyorsun herhalde. İyice zıvanadan çıkıyorsun Refik, sus artık konuşma istersen.

- Yok yaaa, neden konuşmayayım ? Perihan değil, Leyla onun ismi. Cem'in patronunun annesini oynayan Leyla. Dizinin adı da "Üzgünüm Leyla" idi, çok iyi hatırladım bak !
Konuş ama konuştukça batıyorsun Refik Bey'ciğim. Leyla; "Üzgünüm Leyla" dizisinde idi Cem'in oynadığı "Patron Kim"in patroniçesinin annesi de Leyla idi ama o Leyla, "Çat Kapı" Hüsnü'nün eşi Perihan idi. Diğeri ise; "Şehnaz Tango"nun Şehnaz'ı olan Leyla.

- Hoooop, orada dur bakalım. Son söylediğin Şehnaz olan Leyla, Afet Hoca idi. Sadece; maç seyretmiyoruz herhalde, değil mi ?
Ama aklın maçtaymış anlaşılan Refik Bey. "Hayat Bilgisi" ile karıştırdın bu defa da. Ama ben seni anladım. Sanırım sen; "Aşk Oyunu"nun Ekin'i ile, "Doktorlar"ın Ela'sını da karıştıracağın gibi; "Bir İstanbul Masalı"nın Cemal'i ile "Beyaz Gelincik"in Halil'ini de karıştıracaksın. Hatta; Cemal ile aynı yerde oynayan Esma'yı, "Şöhret" yapıp Gülşen-Işıl bile yaparsın bu gidişle. Elif de; "Bebeğim"in Emel'i oldu haberin olsun.

- Hayır, olamaz, o sadece Axess Kızı. "Bir Demet Tiyatro" da oynar o, oynasa oynasa.
Bence sen de oynasan oynasan; "En Son Babalar Duyar" dizisinde oynarsın Refik'ciğim.

- Haberlerde söylediler, "Karagümrük Yanıyor"muş, az sonra dediydi, çevirsen ya ?
Karagümrük'ün maçına kendin gidersin kahve arkadaşlarınla, ben sana en iyisi bir maç bulayım...

- Oleeeeeeey ..! Avrupa... Yakası... Duy sesimiziiiiii, işte buuuu.... ayak sesleri....

Diziler dizi dizi, sizi gidi diziler sizi, zapping delisi yaptınız bizi...

asesen@kahveciyiz.biz