|
 |
|

| Yazılan, Okunan, Kopyalanan, İletilen, Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yıl: 2 Sayı: 465 |
19 Mart 2004 - Fincanın İçindekiler |
|
Editör'den : Keli okşamaya devam!.. |
Merhabalar,
Yağma yok. Burada siyasete devam edeceğiz. Çünkü 1 hafta sonra seçim var ve bu bir hafta elindeki düdüğü öttürenlerle, düdüğü boğazına kaçmışların hesaplaşması için son şans. Dün azıcık elledik ama bir noktayı atladığımızı farkettik. Tüccardan sorumlu bakanımızın kırdığı pot medyada yankı bulurken aynı saatlere denk gelen bir zamanda Dünya devlerinin CEO'ları başbakanımız ve şürekası ile bir toplantı halindeydiler. Rica minnet araya eş dost komşu koyularak getirilen CEO'lara yemin billah edilerek, Kuran'a el basılarak bundan böyle yatırımcı için cennet vadediliyordu. Şimde yeniden gelelim tüccardan sorumlu bakanımızın ettiğine. Elinde tutup salladığı gazetede ki reklam bir başka yatırımcının ürünüydü ama gelin görün ki bakanımızın bundan haberi yoktu. Dünya medyasına da meze olan bu haberi okuyan potansiyel salak(!) yatırımcıların aralarında ki konuşmaya şöyle bir kulak verelim. "Corc, şu bizim tekerlek fabrikasının yeni yatırımını Türkiye'de yapsam diyorum, ne dersin? Toplantıda ikram ettikleri baklavanın tadı damağımda hiç olmazsa ondan bir kez daha yemek nasip olur, ha?" "Aman boşver be Luici'cim, baksana adam n'apmış. Valla gün gelir bunlar senin tekerlek resimli ilanlarını elaleme 'bize homo' diyorlar diye şikayet ederler de rezil rüsva olursun. Sen en iyisi Malezya, Çin neyin oralara git, ne ararsan var oralarda kardeş!.. Baklava mı? Çok yenmez gaz yapar ayol."
Bu ademlere ne zaman bir laf söylesem mutlaka biri çıkıp beni şekilcilikle suçluyor. "İnsanları giyinişleriyle yargılamayın efendi." "Türbanlı, kapalı ama çağdaş fikirli insan yok mu?" "İnsanlar değişirler, değişmez tek şey değişimdir." Olmaz kardeşim olmaz. O görüntünün temsil ettiği fikirler çağdaşlıkla bağdaşmaz. Aksi de İslam'la bağdaşmaz. Bağdaşır görünmesi takiyyedir, aldatmacadır. En ileri eğitimi de alsalar, en çağdaş memleketlerde de yaşasalar ağdalanmış beyin değişmez. Genel geçer kurallara uyum sağlıyor görünseler de iş kişisel uygulamalara gelip dayandığında kendilerini ele vermeleri kaçınılmazdır. Ayrıca hiçkimse bana yaşam kuralı empoze etmediklerini de söyleyemez. Bize ilişmedikleri sürece ne giyerlerse giysinler ama ben istemediğim halde beni yönetiyorlarsa benden de şakşak beklemesinler. Bakın şimdi, bakanın potu ile başlayan habere ek birkaç küçük haber daha: "Ukraynalı Olena Ümraniye'deki spor merkezinden hiristiyan olduğu gerekçesiyle kovuldu" "Belediye terhis olan gençlerin ailesine ödediği 150 milyonu başı açık olan anneye ödemedi." "TRT genel müdürünün göreve gelmesinin ardından 13 kadın yönetici görevden alındı." Bunlar minik ama kafa karıştıran münferit olaylar. Bunları olmuyormuş farzetmek kolay mı?
AB Türkiye hakkındaki yeni raporunu hazırladı ve sonuç kimilerine göre epeyce olumlu. Ancak 2 önemli noktanın altı çizilmiş. Birincisi, Türkiye'de din özgürlüğünün yeterince olmaması (!?), diğeri ise Anayasa'nın AB normlarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi. Buyrun buradan yakın. Siz iktidarın yerinde olsanız bunu kullanıp bir daha çıkartılamayacak goller atmayı, halkı sırt üstü yatırmayı hayal etmez misiniz? Edersiniz ve onlar da ediyorlar ve artık ellerinde AB'ye uyum gibi bir de silahları var. Korkulur.
YÖK kanunu kavgası sürer ve rektörler toplantıları terkederken bir başka garabet karar alınıyor. Bundan böyle üniversiteler burs vereceği öğrenciyi kendisi seçemeyecek. Nedir bu yahu? Varsa bir anlayan beri gelsin Allah aşkına. Kanuna göre yeni bursları Yurt-Kur kendi eliyle kendi süzgecinden geçenlere(!?) verecek, eskiler de kimlik bildirimde bulunacak. Buyrun işte bir başka kadrolaşma, peşkeş ve fişleme hikayesi. Bunun sonu nereye varacak dostlar? Aranızda varsa bir bilen söylesin biz de bilelim.
Dün 18 Mart Çanakkale Zaferinin 89. yıldönümüydü. Yıllardır bu konuyu araştıran gazeteci yazar Gürsel Göncü'nün yazısını, belki gözünüzden kaçmıştır diye "Dost Meclisi"ne aldım. Beceriksizliğimizi gözler önüne sermesi açısından ibretle okunması gerekiyor. Bugün ayrıca bir KM ortak yapımının daha sonuna geldik. 19 Aralık'ta İlke Ersoy'un isim anneliğinde 22 KM yazarının katılımıyla başlayan KIRKYAMA bugün başlangıcı yapan Seyfullah Çalışkan tarafından sonlandırılıyor. Huzurlarınızda bu harika birlikteliğe imza atan tüm dostlarımı kucaklıyor ikincisinde buluşmak üzere şimdilik hoşçakalın diyorum. Pırıl pırıl bir haftasonu sizin olsun.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle... Cem Özbatur
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          18 Kahveci oy vermiş. |
|
|
 |
Ankara'dan : Cumhur Aydın Yürekleri ile beyni birleşen halk kazanır! |
|
Madrid'teki 11 Mart saldırısında yaşamını yitirenleri anmak ve olayı protesto etmek için tüm ülkede on milyonun üstünde İspanyol'un yürüdüğünü yazıyor gazeteler. Milyonlarca insan teröre boyun eğmeyeceklerini, el ele, yürek yüreğe haykırmışlar.
Oysa üç beş ay önce benzer bir dizi olay İstanbul'da gerçekleşmişti ve iki büyük kentimizde düzenlenen gösterilere ancak beş-on kişi katılmıştı.
Nilgün Cerrahoğlu son köşe yazısında iki ülke insanının tepkilerini yorumlamaya çalışırken, "Kuşkusuz İstanbul ve Madrid'de yaşananlar tam anlamıyla bir şok'tu " diyor. Ancak İspanyollar şokun ardından kenetlenmişler ve bu yaşadıklarını kabullenmeyeceklerini, buna alışmayacaklarını hep bir ağızdan haykırmışlar ve alanlara sığmamışlardı. Oysa biz her zamanki gibi ilk şaşkınlığımızın ardından hiç bir şey olmamış gibi günlük hayatımıza dönüvermiş, en sakin ruh hekimlerine bile saç, baş yoldurmuştuk. Kuşkusuz; kaderci ve giderek yerleşen teslimiyetçi ve hesapçı tarafımız ağır basmıştı.
Burada, ülkemizde yıllardır yaşanmış terör eylemlerine karşı gelişmiş tuhaf bir bağışıklık ve umursamazlıktan da söz edilebilir belki. Oysa, bire bir benzemese de İspanya ulusunun da kendine özgü yakın tarih öldürme-ölüm öyküleri var. Bask Bölgesi eylemleri nedeniyle yıllardır bir yanda terör faaliyetleriyle boğuşurken, diğer yandan yirminci yüzyılın ortasında neredeyse onlarca yıl süren dikta rejiminin ardından gelen demokrasilerini yerleştirmeye, kökleştirmeye çabalıyor İspanyollar. Gerekirse, bu uğurda demokrasiyi fitillediğini düşündükleri yasal görüntülü siyasi partileri bile kapatabiliyorlar.
Çünkü eğitim birikimleri, giderek artan ve ülke insanına yansıtılmaya çalışılan varsıllık düzeyleri ve herhalde bunlarında başında yaşayarak içselleştirdikleri demokrasiye sahip çıkma istençleriyle bir şeyin farkındalar: Demokrasiyi korumak ve yerleştirmek adına herkese düşen görevler vardır ve bu uğurda ancak yürekleriniz ve beyinleriniz birleşirse kazanırsınız.
Peki biz niye sokaklarda bir avuç insanız?
İnsanlarımız susturulurken, öldürülürken. Ülke kaynakları ve kazanımları elden çıkarılırken. Beyinlerimiz yıkanırken…
Neredeyiz?
Yıllardır halkın bilinçlenmesine, örgütlenmesine karşı çıkıldığı için mi tepkilerimiz cılız?
Eğitim düzeyi düşüklüğümüz ya da hesaplarımıza göre değişen farklı demokrasi tanımları geliştirdiğimiz için mi vurdum duymaz havadayız?
Madalyonun bir de şu yüzü var…
Terör İspanya seçim sonuçlarını etkiledi. Bunun sağlıklı olmadığını belirtiyor uzmanlar. Oysa gözlemcilere göre kitlelerin tercihini asıl değiştiren, Başbakan Aznar'ın siyasi hesaplarla olay sorumluluğunu ETA Militanlarının üstüne atma girişimi olmuştu. Aznar, müttefiklerin sömürü amaçlı saldırılarında saf tutarak, karşı terörü davet ettiğini saklamak gereği duymuştu, seçimlerden birkaç gün önce ve yitirmişti.
Belki farklı gerekçelerle ancak neredeyse benzer biçimde Türkiye'de de terör saldırılarının ismi ve sahiplerinin tanımlanmasında zorlanılmıştı. Ancak biz ABD'nin tehlikeli Büyük Orta Doğu Planları içinde edilgen bir insan topluluğu olarak yaşama yönünde yeni adımlar atmayı sürdürüyoruz. Yine İspanyollar kadar sıcağı sıcağına olmasa da yakın zamanda yaşanacak bir yerel seçimde ise ülke genelinde yüzde ellinin üstünde oy alabileceğini söylüyor, kimi analizciler, bizdeki yöneticilerin.
Oysa ben bugün klavyemin başına bizim tepkisizliğimiz ve kabullenmişliğimizin karşısında İspanyolların tek vucud seslenişine ve tavır almasına övgüler düzme yerine bize ait bir 'kenetlenmişlik' öyküsünü anımsatmak için oturmuştum.
18 Mart 1915'le simgelenen bir "ülke savunması" öyküsü dillendirecektim.
Diyecektim ki, 'Fransız ve İngilizlerin İstanbul'u düşürmek için ilk donanma saldırılarının püskürtüldüğü bu tarihi hamaset bir böbürlenme için anmıyorum.' Sonrasında aynı yılın son aylarına kadar sarkan Çanakkale Savunmasının, küçüçük bir alanda tam beş yüz bin insanın yitirilmiş olmasıyla tarihin en trajik olaylarından biri olduğunu da anımsayacaktım kuşkusuz.
Ancak bunların ertesinde, sizleri bu yıldönümün başka anlamlarını da yeniden düşünmeye davet edecektim. Diyecektim ki:
'Her ne kadar, izleyen yıllarda İstanbul ve Anadolu işgal edilecekse de, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılabileceğine ilişkin sönmeyecek kıvılcımın, gerek Mustafa Kemal ve komutanlarda ve gerekse bu savaşı kazanacak halkta Çanakkale'de yakıldığı düşünülür.'
Çünkü direnilip, kazanılabileceği kanıtlanmıştır.
Sonrasında…
Zora ve sömürüye direnmenin asilliğinden söz edecektim. Egemenlerin saldırılarılarının arkasındaki kaynakları ele geçirme planlarının yüzyıldır değişmediğinden söz edecektim.
Bugün zalimlerin yanında saf tutmuş gibi görünen ülkenin, geçmişte ezilenlerin direniş simgesi olduğunu anımsatacaktım. Bugün tepkisiz, sorgulamasız kılınan halkın çok değil seksen yıl önce, çürüyüşten dirilişe uzanırken omuz omuza verdiğini anımsatacaktım.
İnsanlık onuru ve ülke bağımsızlığı'nın ve bunların uğruna gönül ve beyin birlikteliğinin önünde durulamayacağından söz edecektim.
Dün de bugün de!
Cumhur
cumhur@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          8 Kahveci oy vermiş. |
33 Yorum var. Yorumları görebilmek için sisteme giriş yapmanız gerekiyor. Sisteme gir!
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
Yukarı
|
Arap olayım ben de kahveciyim... : Beyhan Duffey |
2. Döndü TV "Yılın En İyileri" Ödül Töreni
Dün akşam Döndü TV ekranlarında muhteşem bir organizasyon, harika bir presentation izledik sayın okurlar. Bu şıkır şıkır şakırdayan gecenin büyüsü öyle bir etkisi altına aldı ki beni, izleyenler kusura bakmasın ikinci baskı olacak ama, izleyemeyenler için, bastıramadığım bu " şahane " duyguları siz okuyucularımla paylaşmayı bir yöneticilik görevi bildim.
Her şeyden önce yayında ve yapımda emeği geçen bütün Döndü TV çalışanlarını buradan birer birer kutlamak istiyorum. O kapalı kapılar ardındaki her kahramanın ellerini hürmetle sıkarım.
Güllüce İlçesi'nin Belediye Başkanı olaraktan ben bu Döndü TV'yi kendi ellerimle açtım. Bu arada Döndü benim ortanca kızımın adı. İki yıl önce yapılan açılış töreninin (ki törene katılan yurttaşlarımız iyi hatırlayacaklardır, içinde makas bulunan gümüş tepsiyi İlçe Savcısı'nın biricik kızı Pembegül tutuyordu. Şimdi Pembegül'ü ailemize gelin kabul ettik ve Sayın Savcı'yla da dünür olduk) ardından biz çok yol kat ederek bu günlere kadar gelmiş bulunuyoruz. Bu yıl ikincisini düzenlediğimiz " Güllüce İlçesi ve Köyleri " Yılın En İyileri " Ödül Töreni " dün akşam yapılmış ve ödüller sahiplerini bulmuştur. Bu şahane töreni izleyemeyen siz sayın yurttaşlarımız için, çeşitli dallarda ödül kazanan çevre köylülerimizin önemli birkaçını kısaca tanıtmak Belediye Başkanı ve Döndü TV sahibi olarak benim asli görevimdir.
Gecenin sunuculuğunu yukarı köyden Durmuş Ağa'nın oğlu yapacak iken, Sabri Ağa'nın oğlu Mürsel onu " hoşt "lamış ve programın sunuculuğunu kendisi üstlenmiştir. Bu olayın sonu Mürsel kardeşimizin elini kana bulaması ve Durmuş Ağa'nın oğlunun tahtalı köyü boylamasıyla sonuçlanmışsa da konumuz bu değildir. Mürsel kardeşimiz üzerine düşen görevi, hiç provasız, layıkıyla yapmış ve izleyicilerimizin takdirini kazanmıştır. Belki böylelikle, Döndü TV sayesinde bir anda " STAR " olan bu kardeşimizi de jandarma affeder diye ummaktayız. Aslına bakarsanız yıllar önce aramızda geçen ufak bir sürtüşme yüzünden bu Sabri Ağa ve himayesindekiler, benim Belediye Başkanlığımı da istememiş ve yoluma çıkmışlardı. Sonra sözü bile edilmeyecek bir meblaya karşılıklı anlaşıp bu olayı da kavgasız gürültüsüz kendi aramızda halletmiştik. İşte Mürsel kardeşimiz bu olayı, üstü kapalı bir şekilde de olsa, gecenin açılış konuşmasında dile getirmişse de, şerrimden korkan onlarca köylünün bir tepki vermemesi yüzünden bu söyledikleri güme gitmiştir.
Sayın savcımızın biricik kızı ve bizim de çiçeği burnunda taze gelinimiz Pembegül'e " Yılın En İyi Gelini " dalında birincilik verilmiş ve boynuna bir sıra beşi bir yerde* takılmıştır. Pembegül ödülünü ben kayınpederinin elinden alırken gözyaşlarını tutamamış ve kimi seyircilerimizi de dakikalarca ağlatmıştır. Onun bu sempatik tavırları, gelecek yılın " En İyi Annesi " ödülünü almasını daha şimdiden garantilemiştir.
Fırfırlı Köy'den şoför İsmail'in " Yılın En Cellat Şoförü " ödülünü alması sürpriz olmamış, bilakis adaylar arasındaki en favori aday oluşu baştan beri hissedilmiştir. Şoför İsmail'e, tarafımdan, uygun bir fiyata valilikten satın alınan şoför ehliyeti ödül olarak verilmiştir. On beş yıldan fazladır bu yollarda ehliyetsiz direksiyon sallayan Şoför İsmail'de, ödülünü havaya zafer kazanmış bir komutan edasıyla kaldırmış ve " öldürdüklerim öldüreceklerimin teminatıdır " diyerek coşkulu bir alkış almıştır seyircilerden.
Bu yıl " Hükümet Kapısından Geri Çevrilme Ödülü " ne tam on bir kategoride aday olan, Telli Köy'den Şükrü dayı, bu ödüllerin on tanesini alarak tarihe geçmiştir. Bu daldaki ödülleri silip süpüren Şükrü dayı, ödülünü almak için sahneye geldiğinde duygulu bir konuşma yapmış, sevgili çok çok duygulu halkımız yine dayanamayıp, salya sümük ağlamıştır. Şükrü dayı ; " ben şimdi 75 yaşımdayım. Gendimi bildim bileli hükümet kapılarında sürünürüm. Bir kağıt imzalatmaya, bir vergi iadesi almaya, bir yeşil kart çıkartmaya, benim çocuklara kafa kağıdı almaya günlerce hökümet kapısı önünde beklediğimi bilirim. Yaşım elverecek olsa daha ne çok beklerim ama, yerimizi gençlere bırakalım biz artık köşemize çekilelim. Şimdiye kadar dovletin kapısında bir işimi halledebilmiş değilsem de sayın Belediye Reisimizin katkılarıyla bana uygun gördüğünüz bu ödül için hepinize teşekkürü borç- alacak meselesi gibi bilirim " demiştir. Sayın okurlar, bu duygulu konuşmanın etkisiyle ben bile gözyaşımı tutamadığımı tarafınıza itiraf etmek isterim. Şükrü dayıya yapacağı konuşma için önceden defalarca prova yaptırılmışsa da, yaşlılığın etkisiyle dil sürçmesi olmuş ve " teşekkürü bir borç bilirim " diyeceği yerde "… borç alacak meselesi bilirim " demiştir ki, üzerinde durmaya bile değmez. Şükrü dayı'ya, on kategoride aldığı toplu ödül karşılığı olarak, Devlet Hastanesinden kendi adına çıkartılan " Yeşil Kart " verilmiştir. Şükrü dayı'nın onbirinci daldaki ödülü, yani " En İyi Yıllarca Tapu Belgesi Alamama " ödülü, 24 yıl önce dava açtığı ve bu yılın başında leyhine sonuçlanan bir tarla davası yüzünden ödül kaybına sebep olmuştur. Şükrü dayı'nın on kez ödül almak için sahneye çağırılması ve her seferinde yaşlılığın verdiği bir ağırlıkla sahnedeki yerini alması ve Telli Köy aksanıyla konuşarak diğer seyircilerin canını sıkması gecenin en monoton hadisesi olsa da, bu muhteşem gecenin parıltısına gölge düşürememiştir.
Bu yılın " En İyi Yalakası " yine geçen yıl olduğu gibi benim odacı Mustafa olmuştur. Emekliliğine az kaldığı için yerine oğlunu yetiştiren Mustafa çok sevdiğim biri olmasına karşın, oğlunun gözü açıklığı, dalavereci ruhu ve benim için canını siper edecek kadar beyinsiz olması ona karşı da aşırı sempati kazanmamı sağlamıştır. Odacı Mustafa'ya ödül olarak, her gün 250 gramını yürüttüğü belediyemiz çay paketlerinden 10 paket tarafına verilmiştir. Mustafa'nın aç gözü bir türlü doymak bilmediğinden, ödülünü alınca kuru bir teşekkürden öte bir şey dememiştir ve kimi duyarlı halkımız kendisine " yuh " çekmiştir.
" En İyi Su Taşıyan Kız " ödülü Kızılca Köy'den, 13 yaşındaki Güllü'ye verilmiştir. Kendisi, ayakta durmayı öğrendiği günden beri, evlerinin üç kilometre uzağındaki kuyudan su çekmektedir. 11 Kişilik aile fertlerinin her gün her türlü ihtiyacını karşılayacak kadar su çeken bu kızımıza ödül olarak " iki adet helki* " verilmiştir. Güllü kızımız ödülünü, benim elimi öptükten sonra alınca çok duygulanmış, heyecandan, daha önce kendisine öğretilenleri bir türlü ağzından çıkarmayı beceremeden sahneden inmiştir. Yine de onun ne demek istediğini anlayan anlamıştır.
" En İyi Dava Kaybeden Avukat " ödülünü ise yine geçen yıl olduğu gibi Avukat Kerim Bülbül almış ve yine geçen yıl olduğu gibi türlü şaklabanlıklar ve laf ebeliği yaparak sahne üstündeyken bile, milleti canından bezdirmiştir. Kendisine ödül olarak, kazanamayacağı baştan belli beş dava dosyası daha, avukatlık ücreti peşin ödenmiş olarak verilmiştir.
Bu yıla kadar aklımıza gelmeyen ama başımıza sıkça gelen " En İyi Kız Kaçırma Ödülü " yazık ki yine unutularak güme gitmiş, seneye yapılacak yarışmada mutlaka bu dalda da ödül verilmesi, seçici kurulca kararlaştırılmıştır.
Ödüllerimiz bu kadarla sinirli olmamakla birlikte sayın okurlar, bu gazetede bana ayrılan bölümün kısalığı yüzünden bütün ayrıntıları yazamamaktayım. Ama, inşallah gelecek yılki ödül törenimizi siz sayın halkımızla izlemek cenabı hak'tan dileğimizdir.
Evet sevgili okurlar ; biliyorum pek çoğunuz bu muhteşem geceyi izleyemediniz. Çünkü Döndü TV şimdilik bizim yörede ilçemize ve çevre köylerimize lokal yayın yapmaktadır. Yalnız valilikten bu yıl bir istirhamımız olmuş, çanak antenler ve vericiler sayesinde en azından bölgesel sonra da ülkemiz genelinde yayın yapılabilmesi için tarafımdan dilekçe verilmiştir. Valilikte tanıdığım sıkı adamlar ve vali beyin kendisiyle de karşılıklı çay içip, sohbet etmişliğim vardır. Bu nedenle en kısa zamanda olumlu bir sonuç alacağımı umuyorum..
Ayrıca ilçe olarak bir büyük şikayetimiz daha vardır ki, göz ardı edilesi değildir. Bizim bu tören günlerimiz ikidir Amerika'da yapılan Oscar törenleriyle aynı gün ve saatte çakışmakta ve bu yüzden de seyirci kaybı yaşamaktayız. Bu kaybı şimdilik yöresel bazda yaşıyoruz ama ilerde ülke genelinde yaşayacağımızı bildiğimizden, ileri görüşlü yöneticiler olarak tedbirimizi aldık. Eğer sizlerden takdir görebilirsek ne ala. Benim dünür (yani ilçe Savcımız) İngilizce bilmektedir. Kendisi bir isteğimi kırmamış, benim adıma, Oscar Töreni organizasyoncularına bir mektup yazmış ve kendilerinden (yine benim ağzımdan) yayın gün ve saatlerini değiştirmelerini önemle rica etmiştir. Onlardan da olumlu bir cevap beklemekteyiz.
Sayın okurlar, biz ileri görüşlü ve demokrat, aydın yöneticiler olarak ülkemizin bu geri kalmış bölgelerini de büyük şehirlerimizin seviyesine getirmek istemekteyiz. İki yıl önce Döndü TV'yi kurarak büyük bir atılımı gerçekleştirdik. Ardından da bu Amerika'daki Oscar törenine es, " Yılın En İyileri " törenini koyduk. İnşallah ilerde Big Brother ve Star Academy, Popstar gibi programlar da yapacağız. Köylü , kasabalı ve ilçedeki gençlerimizden daha şimdiden pek çok başvuru aldık. Valilikten maddi ve manevi destek de beklemekteyiz. Takdir edersiniz ki bu tip işlerde finans sorunu hep vardır. Big Brother yarışması için Telli Köy'den Muhtar'ın evini ayarlamış bulunmaktayız. Muhtar aynı zamanda köyün ağası olup yine köyün en büyük evine sahiptir. Yine bu gazete aracılığıyla kendisine huzurlarınızda teşekkür ederiz. Böylesi onurlu bir işte yardımlarını bizlerden esirgemediği için. Ama kendileri de biliyorlar ki hiçbir is karşılıksız değildir, valilikteki adamlarım ve benim vilayetle olan iyi ilişkilerim sayesinde " ağalık " hükmünü hala sürebilmektedir.
Sözlerimi bağlamadan önce sizlerin de bize gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Böylesi bir atılıma ülkemizin gelişmemiş bölgelerinde büyük ihtiyaç olduğunu, ileri görüşlü bir yönetici olarak şiddetle hissetmekteyim. Gençlerimiz " onlarda var da bizde niye yok ? " diye yakınmaktadırlar ve de haklıdırlar. Siz büyük şehirlerdeki halkımız bütün bu olanaklara sahip olmakla birlikte dünyadaki bu Oscar töreni gibi büyük sanat olaylarını da günü gününe takip edebilmekte hele de o garplı adamların her birinin adını bizim politikacılarımızdan, sanatçılarımızın adlarından daha iyi bilmektesiniz. Bu benim kanaatimce kültür yozlaşması, milli kültürümüzün yok olması demektir ki, her aydın bunun için hayıflanmalıdır. Eğer ben ve benim gibi aydın görüşlü yöneticiler çoğalırsa bu memlekette, inanıyorum ki o batı medeniyetlerinin kültürünü avucunun içi gibi bilen siz sayın halkımız bizim kültürümüze de sayemizde dönebileceksiniz.
Bu milletin kurtuluşu için şu fani dünyada, benim de elimden bir şeyler geliyorsa ne mutlu bana. Beni sizler yarattınız. Sağolasınız, varolasınız. Ülkemiz genelinde yayın yapmaya başladığımızda siz sayın seyircilerimizle de bir an önce buluşabilmek dileğiyle, hürmetler...
*Beşi bir yerde : İrili ufaklı beş yuvarlak altın taneciğinin bir mavi sıra ip üzerine dizilmesiyle oluşturulan ve Anadolu'da, kimi bölgelerde gelinlik kızlara, güvey (damat) tarafından gerdek gecesi takılan gerdanlık. Başka zamanlarda da başka kişiler tarafından takılması da abes değildir. (bkz.Pembegül'e ödül olarak verilmesi)
*Helki : Yine Anadolumuzun kimi yörelerinde, kendisine henüz " beşi bir yerde " takılamamış genç kızlarımızın kollarını kopartırcasına asılan ve ayalarını nasırlaştıran, dereden tepeden su taşınmasını sağlayan, her biri en az on litrelik taşıyıcı, derin kap.
Beyhan DUFFEY - Cidde / Suudi Arabistan duffey@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          12 Kahveci oy vermiş. |
11 Yorum var. Yorumları görebilmek için sisteme giriş yapmanız gerekiyor. Sisteme gir!
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
Yukarı
|
 |
Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen Ürik Asit Muhabbetleri |
|
Benim de içinde olduğum bir grubun oluşturduğu mail trafiğini sizler için derledim. Eskiden, birlikte "Dolar Geceleri" düzenlerdik bu dostlarımızla maksat muhabbet olsun yoksa dolar felan biriktiği yok. Her ay hep birlikte biryerlere yemeğe gidiyoruz, vur patlasın, çal oynasın, elde avuçta ne dolar kalıyordu ne de tele.. Bir de dönüş yolunda trafik polisleri korkusuna da bir çözüm buldular. Bir minibüs kiraladılar, tek tek aileleri evlerden topladılar, dönüşte de eve getirdiler, oldukça güzel değil mi ? Nesi güzel yaaaa, araba kullanacağım diye içkiyi dozunda bırakırken küfelik olmaya başlamıştım artık..! Neyse, içlerinden iki aile ne yapıp edip sonunda ya bir kumarhane ya da kumar partisine dönüştürürlerdi bu dolar gecelerinin arkasını. Severlerdi Okey oynamayı... Sonra herkes bir tarafa dağıldı. İki aile de Kanada'ya göç etti. Kağıt oyunlarının en meraklısı iki aile parçalanmış oldu, biri burada diğeri Kanada'da. Burada kalan aile de yeni taşındıkları evi ve telefon numaralarını bildirmek için gruba bir mail gönderiyor. Elbette, Kanada'ya da gidiyor aynı mesaj ve Kanada'nın cevabıyla başlayan olayları sizlere aktarayım dedim... Elbette isimler değiştirilmiştir ..:-)
* * *
Sevgili Şadi,
Yeni eviniz hayırlı olsun. Tam da güzel bir yerde eve çıkmışsınız. Hoş bugüne kadar hep deniz manzaralı güzelim evlerde oturdunuz ama bu kendi eviniz, kira derdi yok. Çok yorgun olmalısınız. Okullar açıldıktan sonra herşey yoluna girer. Şadiye'ye çok selam, Şaziment ve Ercüment'i de öpüyorum ( Herhalde boyum yetmez onları da öpmeye ya yine de demiş olayım ). Boyum gibi kısacık yazdım ama bunu da yazmayıp uzun yazayım diye beklersem hiç yazamıyorum. Bu da benim kusurum. Kendinize iyi bakın... Selamlar... Sıdıka
* * *
Merhaba Sıdıka,
Senden, kısa da olsa bir mesaj almak ne mutluluk. Aman bakarsın şeytanın bacağını kırarız da uzuuuuun uzun yazmaya başlarsın. İyi dilekleriniz için teşekkürler. Sadık'a detaylı olarak yazdım. Şile'de epey "Okey Hastası" insan var. Hele bir "Hale Hanım" var ki..! Her seferinde seni anıyoruz. Heyecandan aklı gidiyor kadının. Oyunculuğu senden iyi değil ama hırsı en az senin kadar... Sizinle olduğu kadar keyif almak mümkün değil ama ne yapalım idare ediyoruz. Sahi, oyun sırasında heyecandan çişini sonuna kadar tutmaya devam mı kıssss ? Hepinize çok selam, özledik... Şadi
* * *
"Sıdıka ve Şadi ... Hooooop ! Bizlerde okuyoruz haberiniz olsun... Daldınız yazmaya... Sıdıka'nın çiş durumu ortaya çıkınca müdahale edelim dedik... Dahası gelmeden... Sevgiler..."
* * *
Sevgili Dostlar,
Sıdıka'yı tanımayan olmadığı için kendimi biraz avutuyorum... Ama yine de hepinizi ürik asit muhabbetimize ortak ettiğimiz için özür dileriz... Hoşçakalın... Şadi
* * *
Dayanamadım bu kimyasal muhabbete.. :-))) Sıdıka'yı tanımayan yok elbette... Ama bu detayda herkesin tanıdığı söylenemez yani Sevgili Şadi... Dedirtme bana Adi :-)))) Ancak; Kanada sonrasında değişiklikler de var Sıdıka'da.. Örneğin; senin pek merak ettiğin "Oyun sırasında hala tutuyor musun ?" konusuna açıklık getireyim. Yok, eskisi gibi değil, tutmuyor artık Sıdıka, koyverip gidiyor... :-)))) muşşşş. Kanada Hükümeti, Sadık'a işsizlik parası verirken ayrıca altbezi teklifinde de bulunmuş. Yeter artık altını bağlayın lütfen diye... Çareyi Akıllı Bıdık Sıddık Oğlan bulmuş, çoooook eski mama sandalyesini onarmışlar babasıyla birlikte... Şimdi durum pek rahat, Sıdıka tüm konsantrasyonunu artık oyuna verebiliyormuş. Çay servisinin arasına bir de lazımlık değiştirme servisini eklemişler fazladan... Kimbilir teknoloji daha nelere gebe ? Belki bir hap bulacaklar... Aspirin gibi... Neden ismi "Keepcishin" olmasın diii mi ama ? Oyuna başlarken çayın yanında atıyorsun bir tablet "Keepcishin-3". Buradaki rakam ise tutulması istenen zamanı saat bazında belirtiyor. Hee he ! Bu 3 saatlik doz için.
Sıdıka'cığım desene artık ne gam ne KEDER ... Dikkatlerde sadece As, Dam ve PEDER ... Beklesek gelir mi şu taşa bir PER ..? Şadiye'nin eli çifte mi GİDER ...? Yoksa bu Adi Şadi, joker mi DÖNER ...? Nerdesin be koçççum JOKER ..? Hady gel artık, gel Sıdıka Ablana be ŞEKER ..! Bu heyecan seni de Hale'yi de MAHVEDER... Bunca heyecana da cish yapmaya söylesene kim GİDER ..? Patent işlemlerine başladım bile, Keepcishin tabletleri ilk izninizde, yeni evdeki ilk Okey Parti'sinde inşallah ELİNİZDELER, offff YETER ..! Bitsin artık aklımda bu kimyasal GEZİNTİLER ...
asesen@kahveciyiz.biz
| | |