|
 |
|

| Yazılan, Okunan, Kopyalanan, İletilen, Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yıl: 2 Sayı: 450 |
27 Şubat 2004 - Fincanın İçindekiler |
|
Editör'den : İzimi buldular!.. |
Merhabalar,
Yok kardeşim benim gözüm korktu. Dün 2 laf edelim dedik, şak gitti elektrik. Bugün 1 laf etmeye bile zaman bırakmadan gene şak gitti sayın elektrik hazretleri. Anlaşıldı yerim tespit edildi. Gerekli mercilere talimat verildi. Yanında çalarsaat olan bir bekçi saat 2 de kalkıp şalteri indiriyor. Olur mu olur. Bundan böyle 2 düşünüp 1 yazmalı... dermişimmm. Şaka bir yana, maçlar, İstanbul masalı derken biraz geciktim matbaanın başına oturmakta. Üstüne üstlük bir de 45 dakikalık enerji tasarrufu. Oldum mu size bir hoşaf. O nedenle bugün bana müsade edin de saatler üçbuçuğa dayanmışken gideyim yatayım. Bu arada merak edenler için bir haberim var. 1 hafta önce başladığım diyete, dünkü saldırı haberinden sonra bir süreliğine ara verdim. Başladım göbeğimi seve seve sıvazlamaya. Baksanıza çelik yelek etkisi yapmış, Çakar'ı korumuş göbecik. Nolurum ne olmam maazallah. Bakarsınız bana da lazım olur benim bel çevresinde yoğunlaşmış yağlarım. Hepinize harika bir haftasonu diliyorum. Kalın sağlıcakla.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle... Cem Özbatur
|
 |
Ankara'dan : Cumhur Aydın Dostlukların gıdası alışkanlıklardır (*) |
|
İnsanları birbirlerine çeken nedir? Birçok unsurdan sözedebiliriz ancak çercevesini yaşadıkça çizdiğimiz, temellerini sonradan algıladığımız bir 'ortak bakış açısını' anmadan geçebilir miyiz?
Onsekiz, kırksekiz, hatta yetmişsekizinde. Umarım hala kendilerini çevrenizdeki onlarca insan içinden ayırıp, daha fazla birlikte olma istediğiniz eski, yeni dostlarınız vardır. Eğer varsa, onlarla aynı telden bir keyfin, çoğunluk dünya görüşü temelli ortak bir anlayışın, hatta benzer bir kaygı temelinizin varlığını yadsımak olası mıdır? Böyle beraberliklerde geçen yıllarla, yaş ortaklığımızın önemsizleştiğini, derinliğin ise kendiliğinden geliştiğini çoğunluk gözlemişizdir.
Eğer dostluğa şans ve zaman tanırsak....
Dostluklara şans ve zaman tanımak. Bir telaş, bir koşturma içindeyiz ki sormayın gitsin. Kaç zamandır kendi el yazımızla bir küçücük kart atmıyoruz dostlara, dostluklara? Kaç zamandır şöyle karşı karşı doyasıya laflamıyoruz?
Ve bunu tekrarlamıyoruz...
"Aramasaydım unutacaktık birbirimizi. Hiç karşı çıkma. Bana birazcık israrlı davet ediyorum, çünkü ben de kendimi bu ziyarete karşılık vermeye zorlayacağım!"
Oysa arkadaşlıkların, dostlukların, yaşanmışlıkların birikmesiyle zenginleştiğini, kalıcı hale geldiğini zaten bilmez miyiz?
Aylar, yılları kovalarken, eksikleri ve hataları olsa da bir alışkanlık değil midir dostlarla paylaşılan saatler, anılar?
O alışkanlıklar değil midir, bazen sıkılsakta, dostlukları yaşar kılan?
Neredeyse benim 'bütün eserleri yazarlarımdan' biri olan Alain de Botton bizde son çevrilen kitabında (**) Epikuros'tan alıntıyla 'mutluluk getiren şeyler'i üç başlıkta sıralamış: Dostluk, özgürlük ve kendi yaşamı üzerine düşünmek.
Yıllar öncesiyle kıyasla daha mutlumuyuz acaba?
Ekonomik varsıllığın giderek daha da küçük bir grubun elinde toplandığını unutmayarak yine de yanıtlamaya çalışalım bu soruyu ?
Özgürlük. Güya ideolojilerin ölümüyle bireylerin daha da özgürleşmekte oldukları savlana geliyor. Gerçekten öyle mi? Tek tipleşen düşünce ve idare sistemlerinin insanları hangi cenderelere mahkum ettiği son dönemlerde daha iyi anlaşılmaya başlandı.
Düşünmek. Yalnızca tüketmeye ve ne pahasına olursa olsun başkalarını tepelemeye şartlandırılmış insanların 'yaşamın ve yaşamlarının anlamı üzerine' düşünmeyi ıskaladıkları bir yana birçoğunun bundan haberdar bile olmadığını söylesek abartmış olur muyuz?
Dostluğa gelince. Son yıllarda birçok güzelliğin, anlamın örselenmesi gibi dostluklara da bir şeyler olmadı mı? Eskilerin üzerleri tozlanırken, yenileri es geçilmedi mi, nicedir? Öylesine hızlı, öylesine yoğun yaşanır oldu ki zaman; hep, hemencecik bitiverdi süreler.
Günlerin yirmidört saatleri, ayların günleri, yılların ayları geçiverdi.
Dostlukları yeşertmeye, korumaya kalmayıverdi zaman!
Sıklıkla işittiklerimiz oldu 'Ah zamanım olsa'lar. Gürhan Uçkan'ın yıllar öncesinden kopup gelen dostluk üzerine şu dizelerini (***) anımsamanın zamanı değil midir?
"biliyorum vazondaki kasımpatılar kışkırttı seni
bir sevecenlik ayında bir özlem gününde
kaptın kalemi yazdın gece yağmurlarını
bir telaş içinde geçen bol çaylı günleri
hiç olmadık zamanda başladığın sigarayı
bir kasım gününde açtırtın o koca çiçekleri
bir süredir anlamını yitirmiş sanardım
dostluğun kardeşliğin arkadaşlığın
derdin ya en çok bacım diyenden çekin diye
ben de demedim hiçbirini sana, gurbetlik işte
kalmış aklımda dostluk kardeşlik arkadaşlık
sözcüğün gerçek anlamına sığan haliyle
şimdi oturmuşsam bir akşamüstü burada
karlı penceremin ardındaki göle karşı
demişse bir ses bana yaz diye, yaz şimdi
o çıkarsız ve küçük hesapsız dostluklar üzerine
ölürdüm şimdi yazmasaydım eğer sait gibi
senin ve gerçek dostluğun üzerine "
Cumhur
(*) Kusma Kulübü; Mehmet Eroğlu, Şubat 2004, Agora Kitaplığı
(**) Felsefenin Tesellisi; Alain de Botton, Ocak 2004, Sel Yayıncılık
(***) Bir Demet Özlem; Şiirler, Gürhan Uçkan, Mart 1990, Kavram Yayınları
cumhur@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          15 Kahveci oy vermiş. |
10 Yorum var. Yorumları görebilmek için sisteme giriş yapmanız gerekiyor. Sisteme gir!
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
Yukarı
|
 |
Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen Planınız Yoksa Verelim |
|
Düşündüm, taşındım, bir planı olmayanlar için bozdurup bozdurup harcayabilecekleri planlar yaptım. Bizim yetkililer daha C Planı'nın üzerine çıkamadılar ama ( Allah doğal afet göstermesin de çıkamasınlar inşallah ) ben yine de tüm harfleri planlayıp, altından girip üstünden çıktım. Size de lazım olursa elinizin altında bulunsun, hem de plansız kalmayın, sorarlarsa "Çok şükür bir planımız var !" dersiniz...
A : Aslında "Aaaaaaa !" gibi hayret ifadesi, üstelik "Anaaaaa !" biçiminde vurgusu arttırılabilen bir plandır. Anlamsız gibi ifade edilir ama yine de ekranlardan kısa bir Altyazı ile geçiştirilir...
B : Bu planda; "Bize Bi Bok olmaz, Bekleyin Bakalım, Beheyt Babalar Biz Burdayız, Binanaleyh Birimlerimiz... Başlatma Babanın Bacağına.. !" gibi hem Belirsizlik, hem Bilinçsizlik hem de Böbürlenme Biçiminde sergilenir...
C : Adı üstünde; "Ceeeeee" biçiminde okunur, "Canım, Cicim, Cümbür, Cemaat" ayaklarına yatılır. Gerçekten yapılması gerekenler yapılmadığında ( ki çoğu zaman öyle olur : Bknz.Kar yağdı böyle oldu ) elde kalan sadece koca bir Cehalet'in Cüce bir C'sidir...
D : Bu plan; "Deee bana De bana !" biçiminde işlenir. Dalgaya Devam, Daha Duralım, Derin Düşünelim, Denize Dalalım, Durumu sözkonusudur. Sonuçta bu fevkalade plan karşısında Dibiniz Düşecektir Demedi Demeyin...
E : "Eeee ne olmuş ki ?" biçiminde Epey Eğlencelidir. "Efendim En alasından Emrinizdeyiz, Endişelenmeyin, Encümenimiz Emin adımlarla konuya Eğildi, Epey zaman var Elimizde" gibi Eveleme üzerine kurulu, Ertesi gün hallederiz yaklaşımıyla Ele alınır. Elde kalansa Elbette kocaman sıfırdır, Eh bundan Eyisi...
F : Kısaca Falan Filan biçiminde özetlenebilir. "Feşmekan inceliyor, Filbaki duruma hakimiz, Fasa Fiso" gibi Fasulyeden Fuzuli demeçlerle Falso verilir Fütursuzca. İnsanlar; yetkililerin olaylara Fazlaca Fransız kaldıklarını Farketmekte gecikmezler ve Fesüpanallah derler bir kez daha...
G : Eveleme bölümüyle senkronize Geveleme'ye yatay Geçiş yapılır. Genellikle; Gece Gündüz Gazetelerdeki Gazellerle Geçer. Gözlerde Gerisi Allah'a kalmış bir ifade Gözlemlenir... Günaydınız... Gülünüz Güldürünüz hatta Gıdı Gıdı...
H : Bu planda Hemen Hissiyat sazı eline alır; "Hazırız, Hızırız, Her Halükarda Hallederiz, Haklarız ey Halkım..." şeklinde burnu büyük demeçler Hakimdir. Haklı mı çıktılar ? Hadi canım sende, Havanda su dövüldü Heyhat. Sonuç : Hava-cıva ..!
K : "Kırk yılın Karı yağdı, Kırın ..çınızı oturun evinizde, Kader Kardeşim" biçiminde Kepaze bir Konumunda sergilenir. Kalk gidelim Küheylan, Kara bahtım Kör talihim, hele hele Konya'm... Kasım Kasım pozlar verilir ama aslında Kasımpaşa'dan Kuş bakışı da baksan aynıdır Köprünün Karşısından da...
L : Plandan ziyade Lale Devri gibidir. Laleler açmıştır, Lakayt, Laubali bir tavırla Laflarlar. Leyleğin ömrü Laklakla geçer Lafı akla gelir kafalara Lütfedip...
M : Maalesef kelimesi ilk kez kullanılmayan başlanır. Mazallah demeye başlarız Merak içinde. Metropol Metreyle satılmıştır her devirde yandaş Müteahhitlere. Mantık aranır Memlekette ama ne Mümkünse bulunmaz...
N : Ne, Nasıl, Nerede, Niçin, Nereye kadar, Nooluyos yahu ? soruları sorulmaz Nasılsa... Nazikçe Nanik yapılır insanlara...
P : Panik, Paranoya, Particilik, Para-Para-Para,... Pişmiş kellecilik...
R : Rehavet, Rezalet ve ölenlere Rahmet.. Gelsin yeni Rantlar, uçuşsun Rüşvetler...
S : Suistimal, Sabır, Selamet, Samimiyetsizlik, Sefaletin Son Saatleri...
T : Telaş, Tedbirsizlik, Talan, Takıyye, Al Takke ver külah, varsa yoksa Ticaret...
U : Uyuzluk, Uyuşukluk, Umursamazlık, Uganda benzetmeleri...
V : Vurdumduymazlık, sorunsa Ver-kurtul, Velvele, Vesvese, Vs.. Vs.. Vs...
Y : Yalan, varsa Yoksa Yalakalık, sonuç yine Yandık ki ne Yandık...
Z : Zavallılık...
X planı mı ? Yoktur öyle bir plan... x biçiminde çarpı atılmıştır üzerine, alfabemizde olmayan bir plandır zaten ve X..tir edilmiştir yetkililerce.. Dostlar alışverişte görsün hesabı televizyonlarda; "İstanbul'daki kar yağışı nedeniyle X planına geçilmiştir" türünden bir altyazı olarak geçmiştir sadece... İstanbul, Konya, Ankara halkı mı ? Onlar da tıbbi açıdan X olduğundan bir kez daha bölünmüşlüğün faturasını bahşişle birlikte ödeyip bildik yöneticilerini seçerler... Hem de ilk seçimlerde...
asesen@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          18 Kahveci oy vermiş. |
18 Yorum var. Yorumları görebilmek için sisteme giriş yapmanız gerekiyor. Sisteme gir!
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
Yukarı
|
Arap olayım ben de kahveciyim... : Beyhan Duffey |
Ahlan Bkum Fee Al Sudeh
Sabah el hayr.
Günaydın
Bay Ahmet Mahfuz'la görüşebilir miyim lütfen ? ( Hitap şeklimden de anlaşılacağı üzere gayet kibar ve sakinim. Şimdilik... )
Buyrun benim.
Efendim ben site sakinlerinden Dilbaz Dilidurmaz.
Buyrun.
Şey için aramıştım. Hani araya on günlük bayram tatili girmişti ve siz bize "inşallah bayramdan sonra" diye söz vermiştiniz. Arefe günü 113 numaradan 16 numaralı eve taşındık. Hatta yerleştik. Alıştık falan. Ama gelin görün ki telefon hattımız çalıştığı halde internet baglantısı kuramıyoruz iki haftadır. Bir teknisyen gönderebilir misiniz lütfen.
Hanımefendi, size daha önce izah ettim. Telefon hattınız yağ gibi çalışıyor. Hiç bir problem yok.
Biliyorum ama bir arkadaşımız telefonun çalışabileceği ama aynı hatla bazen internet bağlantısı kurulamayabileceğini ve bunun da bilmemneden kaynaklandığını açıkladı.
O zaman onun dediği şekilde yapın, bir de öyle deneyin efendim. Madem o daha iyi anlatıyor.
Rica ederim Mahfuz Bey, teknisyen değilim. Ben ne anlarım bu işlerden. Anlasam zaten sizi aramazdım.
Hanımefendi size daha önce de söyledim, mutlaka bilgisayarınızda bir problem vardır diye.
Beyefendi size daha önce de açıkladım, sözünüzü dinledik, iş tecrübenize güvendik ve bilgisayarımızı kucaklayıp bir tamirciye gittik ve makinamızı bir güzel muayeneden geçirdik...
Eee...
Eeesi şu, üç dakika sonra bilgisayarımız kutusunda hazır ve nazır, sağlıklı ve gayet iyi çalışır durumda bizi beklerken, biz kasaya 250 Riyal ödemekle meşguldük... Çalışır durumdaki bilgisayarımıza sayenizde bu kadar para bayılıp geldik.
Hanımefendi benim yapabileceğim başka birşey yok.
O zaman bana kim yapabilecekse onun adını ve telefonunu veriniz.
Bu işin şefi ve birim başkanı benim. Başka sorumlusu yok.
O zaman gelin ve problem neden kaynaklanıyor bir daha bakın.
Dışardan bir adam çağırın o baksın efendim.
Evimizin her türlü problemi ödediğimiz kiraya dahildir ve bu kira da azımsanacak bir miktar değildir. Sizin yapmanız gereken bir iş için dışardan adam çağırıp para verecek kadar da zengin değiliz, üzgünüm.
Bu benim problemim değil hanımefendi. İster zengin olun ister olmayın. Bu iş de artık benim sorumluluğumdan çıktı. Kimi arayacaksanız onu arayın.
İşte sorun da burada. Sorumlu şef siz görünüyorsunuz ve bu yüzden biz de sizi arıyoruz.
Şu andan itibaren değilim efendim. Artık bu sitede çalışmıyorum ben.
O halde neden o masada oturuyorsunuz ve ben neden bu işin sorumlusu dahili numarayı çevirdiğimde neden karşıma siz çıkıyorsunuz ?
Orası sizi ilgilendirmez hanımefendi.
İlgilendiririr beyefendi. Siz bu iş için o masada şef sıfatıyla oturup, bizim ödediğimiz yüklü kiralarla da maaş almıyor musunuz ?
Orası da sizi ilgilendirmez efendim.
Bal gibi de ilgilendiririr efendim. Bir şeyin bedelini ödüyorsam karşılığını almayı beklemem en doğal hakkım.
Maaşlarımızdan kesinti yapıyorlar ve daha çok çalışmamızı istiyorlar hanımefendi. Bu konuda da bir fikriniz var mı ?
İşin bu tarafı da beni ilgilendirmez efendim. Çalışmayın o zaman. Üstelik sizin maaşınızdan kesinti yapılıyor diye ben daha az kira ödüyor değilim. Sorununuzun muhatabı asla ve katiyen ben değilim. Patronlarınızla görüşün. Gelecek ay kira oranım artacak ve kimse bana "işçilerin maaşından kesinti yaptık, doğal olarak giderlerimiz azaldı. Kiranızı artırmanıza gerek yok. Hatta daha az ödeyin" falan demedi henüz...
Peki efendim, iyi günler diliyorum.
Hayır dilemiyorsunuz. Benim sorunuma cevap verinceye kadar bu telefonu açık tutacaksınız ve kapattığınız anda da ben sizi tekrar ve hiç bıkmadan ve gerekiyorsa hayatımın sonuna kadar aramaya devam edeceğim.
Size söyledim. Dışardan uzman bir teknisyen çağırın o bulsun size çözümü.
Peki ona ödediğim parayı ve daha önce hiç gereksiz yere bize ödettiğiniz sözde tamir parasını bize ödeyecek misiniz kendi cebinizden ?
Ne münasebetle ?
Hani akıl veriyorsunuz ya. Bana bakın, benim bilgisayarım tıkır tıkır çalışıyor. Kocam üç gün önce kucaklayıp bütün makinayı tekrar götürdü 113 numaralı eski evimize. Fişi prize taktı, anında görüntü. Hiçbir problem olmaksızın çalışıyor bilgisayarımız da internet bağlantımız da. Ama artık biz bu evde oturmuyoruz ve bilgisayarımızı bu boş evde ne kullanmak ne de bırakmak istiyoruz. Sizce de mahsuru yoksa, makinamızı şimdi yaşadığımiz evde, masasının üzerinde ve götümüz koltuğa değerek kullanmak istiyoruz.
O zaman bir sandalye götürün altınıza.
Götüremeyiz.
'Nedenmiş ?
Çünkü iki hafta önce bu evi boşalttık ve anahtarı artık teslim etmemiz gerekiyor. Üstelik başka birileri taşınıyor olacak ki, dün akşam evimize döndüğümüzde gördük ki, eski evimize başkalarına ait özel eşyalar yığılmış.
O zaman anahtarı hemen bize teslim etmeniz ve o evdeki bütün özel eşyalarınızı bir an evvel almanız gerekiyor.
Konuşmamızın başından beri ilk defa kafanız doğru bir şekilde çalıştı. Tebrik ederim sizi. Biz de aynen öyle yaptık, bilgisayarımızı tekrar söküp şimdiki evimize taşıdık. Ama sanırım yolda bir bermuda şeytan üçgenivari bir durum sözkonusu. O çizgiyi geçince, güzel güzel çalışan bilgisayarımızın inadı tutuyor ve bizim duymadığımız bir şekilde isyan ederek yeni evimizde çalışmak istemiyor.
"Bilgisayarınızın ne isteyip istemedigi beni ilgilendirmiyor hanımefendi.
Artık bu cümleden sonra iki tarafın da ses tonu high volumde. Avazımız çıktığı kadar ve birbirimizi asla dinlemeden... Aynı anda konuşup, aynı anda yorulup, aynı anda nefes almak icin susuşlar...
Beni de o koca arap kıçınızı, o koltuğa hiçbir sıfatiniz olmaksızın koyuyor oluşunuz ilgilendirmiyor. İki haftadır sizi her gün arıyor olmaktan ve "inşallah yarın" lafını duymaktan bıktım. Bir daha o kelimeyi kullanırsanız üzgünüm size hakaret edeceğim.
Çizmeyi aşıyorsunuz.
Şimdi yanınıza gelirsem aşılmadık tarafınız kalmayacak.
Artık size hizmet etmediğimi bildirip, telefonu kapatıyorum...
Hayır kapatmıyorsunuz. Benim sorunuma cevabı derhal, şimdi buluyorsunuz. Ya da maaşınızı ödeyen biri olarak artık sizi o koltukta oturmaktan men ediyorum...
Bir teknisyen çağırın o baksın. Ben söyleyeceğimi söyledim. Telefon hattınızda bir problem yok.
Bilgisayarımızda bir problem yok. Problem bu evin telefon hattında. Dün aksam 113 numaralı evde çalışan ve ( daha önce de bir yıldan fazla çalıştı aynı evde ) şimdi bu evde iki haftadır çalıştıramadığımız bilgisayarımıza kusur bulamazsınız. Problem sizin evinizde ve bu problemi gidermek sizin en birinci vazifeniz. Bana akıl veremezsiniz.
Sende akıl olsa ne dediğimi anlardın.
Sende fikir olsa oturduğun koltuğa yakışırdın.
Burnun bir karış havalarda. Sanki internet bağlantısıyla doğdun anandan.
Allahın belası bu memlekette dünyayla tek bağlantım bu alet. Neyi nasıl kullanacağımı senden mi öğreneceğim ? Çabuk özür dile benden.
Bir kadından özür dilemek bir eşeğe selam vermekle eşdeğer bizim için....
Bırrrr......
İyi günler.
İki hafta önce yani bayram arefesinde, eski evimizin karşısındaki yeni evimize biz taşındık dostlar. Dedim ya hatta çok alıştık, yerleştik bile. Ama eşimize dostumuza bir türlü ulaşıp da "iyiyiz" diyemedik. Evimizi de bahçemizi de sevdik diyemedik. Yine bir yatak odalı ama nispeten büyükçe bu evimiz diyemedik. Artık veledimizin yatağını koyacak küçük bir metrekaremiz de var yatak odamızın sınırları içinde diyemedik. Bizi merak eden dostlarımıza, bayram bahane tatil şahane diyemedik. Keyfimiz de sağlığımız da, bebişimiz de çok iyi şimdilik diyemedik. Zira ne keyif kaldı ne de moral...
Yukardaki telefon görüşmesi bu sabah, az önce cümlesi cümlesine site elektrik işleri menejerimiz ve aramda geçmistir. Elim ayağım henüz titremeye devam etmektedir. Güler yüzlü tatlı dilli bir doktor hanıma, pembe düşlü güzellik perisi bir dost afetin güzel dileklerine, beni ters yüz edecek bir akıllı terse ve tatlı dillerini birbirinden çok sevdiğim pek çok terapist dostuma acilen ihtiyacım vardır. Bir de Enişte'me itiraf edecek bir iki cümlem. Sevgili Enişte, her ne kadar kendimi mutlu etmeye ve herşeye pembe gözlüklerle bakmaya çalışsam da burada ve sen haklı olarak kızsan da buna, ben artık dayanamıyorum ve itiraf ediyorum; sen haklısın. Baştan beri haklıydın. Ben yaklaşık iki yıldır yukarıdaki telefon görüşmesinin değişik konulardaki versiyonunu burnumu her evimin kapısından dışarı çıkarışımda yaşıyorum burada.... Sana öngörün, sağduyun için teşekkür etmekten öte ne gelir elimden ? Cidden. Ama birşey için, o kelimeyi ömrüm oldukça bir daha kullanmamak üzere söz veriyorum kendime. Bundan sonra asla "inşallah" demeyeceğim inşallah. Halas.
Ruh sağlığı henüz yerinde arabınız, Dilbaz Dilidurmaz...
Not : Ahlan Bkum Fee Al Sudeh - Türkçe me'ali - Suudi Arabistan'a Hoşgeldiniz
Beyhan DUFFEY - Cidde / Suudi Arabistan duffey@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          14 Kahveci oy vermiş. |
9 Yorum var. Yorumları görebilmek için sisteme giriş yapmanız gerekiyor. Sisteme gir!
Yazdırmak için tıklayınız.
Yukarı
Yukarı
|

Kahvecigillerden : Fatma Toprak Gök |
SUDA YANAN ATEŞ
Hepimiz birer kibrit çöpü parçalarıydık. Kimimiz kırık, kimimiz eğik, binlerce kibrit çöpü... Oysa yola çıkarken hepimiz aynı görünüyorduk. Bazıları yarı yoldan başlasa da görünüşlerimiz aynıydı. Hepimiz aynı boyda, rengimiz açık, kafamız ise kahverengi. Gideceğimiz yol bizi koca bir akarsuya getirdiğinde içimizden bazıları karada kalmayı tercih etmişti. Su ürkütmüştü onları. Ben de dahil olmak üzere yollarına devam etmek isteyenler, hep beraber atladık o koca suya...
Rüzgarın da etkisiyle akıntıya kapılmış gidiyorduk. Kimimiz bir yerlere takılıp kalıyor, kimimiz takılmak için bir yer arıyor, kimimiz o güçlü akıntıya karşı koymak için direniyor kendinden emin, kimimiz karşı koyamayacağından emin, kimimiz ise bırakmış kendini akıntının kollarına, savruluyor bir o yana, bir bu yana...
Suya değmesin diye kaldırıyorduk başlarımızı, ıslanırsa başımız nasıl yanarız bir daha. Kurumamız uzun sürer. O yüzden mümkün olduğu kadar ıslatmamalıyız kafalarımızı. Her an bir aleve ihtiyaç duyulabilir. Malum, bir kibritin alevidir onu nitelikli kılan! Alev ne kadar çok ve parlak olursa, o kadar güzel aydınlatır. Bilindiğinin aksine yanarak yok olmuyor, çoğalıyoruz. Etrafımıza yaydığımız alevden sonra yenileniyoruz, bir sonraki alev daha da güçlü oluyor... Bazıları ise bilerek ve isteyerek ıslatıyorlar kafalarını. Kuru kalmasına gerek yok diyorlar başlarımızın. "Gideceğimiz yere gidelim, orada kurur ve yanmak istediğimiz zaman yanarız" diye düşünüyorlar...
Yolun başlangıcından beri kıyı boyu uzanan bir ağacın dalına sığınmışım. Ben ona tutunuyorum sımsıkı, o beni tutuyor bırakmamacasına. İlk zamanlar akıntıya alışmam kolay olmadı. Bu daldı beni ayakta tutan. O bana kurtarıcı, ben ona can yoldaşı... Bulunduğum yer sığ, etrafım kalabalık. Biraz ileriye gitmem lazım ama iyice gürlüyor su. Beklemeliyim. Doğru zamanı beklemem gerekli. Akıntı buradan alamaz beni diye düşünüyorum. Bakıyorum etrafıma, seyre dalıyorum. O da ne! Kırık bir kibrit çöpü suyun altından sadece kafasının küçük bir bölümü gözüken bir taş bulmuş, ona tutunmuş. Nasıl da direniyor, nasıl da karşı geliyor o koca suya... Üstelik onun bile zor sığdığı yere diğerlerini de çağırıyor. Umursayanlar, o küçük kırık kibrit çöpünü yok saymayanlar geliyorlar ve dinleniyorlar orada bir müddet. Akıntının şiddeti hafifleyince de yollarına devam ediyorlar.
İleride şelale var. Yolumuzun üstünde. Şelaleden sonra yol ayrımları başlıyor. Her kibrit çöpü başka bir yola yönelecek... Yan tarafıma bakıyorum... Şelaleyle karşılaşmak istemeyenler burada kalmak için yer ayarlıyorlar kendilerine, şelaleden sonraki yol ayrımlarının nerelere gittiğini bilmeden, merak etmeden. Merak edenler var elbet aralarında ama onlar da merak etmeyenlerin etkisiyle istemeye istemeye orada kalmaya razı oluyorlar.
Epey oyalanmışım. Akıntının şiddeti azaldı. Yola koyulma vakti geldi demek ki. Aslında rüzgarın hızına bakılacak olursa birazdan tekrar şiddetlenecek gibi. Ama iyice durulmasını bekleyemem. Zaman daralıyor. Akıntı hiçbir zaman en hafif olmayacak, bu yüzden bu riski göze almalıyım. Toparlanıyorum. Ama tereddütlerim de tam olarak geçmiş değil. Yola çıkıyorum yavaş yavaş. Dalı hala bırakmış değilim, temkinliyim. Ama yapamıyorum, hareket edemiyorum. Ben o dalla beraber yola çıkmak istiyorum, dal ise sabit. Kımıldayamıyorum, kımıldatamıyorum... Kımıldatmalı mıyım!!... Yoo, bırakmalıyım (galiba). Bırakıyorum. Tam hareketlenecekken, dalın üst taraflarında birşey fark ediyorum. Kırılacak bu dal! Ne yapmalıyım şimdi! Tutuyorum dalı. Kırılması an meselesi. Ağacın diğer dalları ve ben, hep birlikte tutuyoruz şimdi.. Peki ya nerden çıktı şimdi bu kırık... Neden daha önce bu kadar yakından bakmadık ki ona! Nasıl bu kadar derin olduğunu fark etmedik. Hep birlikte tutarken dalı, elimden kaydığını görüyorum. Tutmak istiyorum tekrar bu kez kurtulmak için değil, kurtarmak için! Yapamıyorum, gücüm yetmiyor. Az ileride bir girdap! Yöneliyorum, tutmak istiyorum tekrar... Nafile... Gidiyor dönülmeze, girdabın içinde bir müddet döndükten sonra kapılıp gidiyor, derinlere, en derinlere. Sendeleniyorum bir an. Girdaba ben | | |